Ankaragücü
Giriş Tarihi : 01-05-2021 12:49   Güncelleme : 01-05-2021 13:02

4 Ligin kralı; Ankaragüçlü Ali Osman Renklibay

4 Ligin kralı; Ankaragüçlü Ali Osman Renklibay

Onu 1970'li yıllarda bir Ankaragücü efsanesi olarak tanımıştık. Konya Selçukspor'la amatör küme, Ceyhanspor'la 3. Lig, Ankaragücü ile de 2. Lig ve 1. Lig'de gol krallıkları yaşayarak erişilmesi çok zor bir unvana sahip oldu.

Bir yandan futbol oynarken bir yandan da eğitim hayatını sürdürüp inşaat mühendisi olan, Başkent'in 45 yıl önce çıkardığı son gol kralıyla renkli futbol hikâyesini konuştuk.

Türk futbolunun 1970'li yıllarına damga vuran önemli oyuncularından biri olan Ali Osman Renklibay'ı yeni nesillere daha yakından tanıtmak maksadındayız. Futbolla ilk tanıştığınız günlerden başlayalım isterseniz.

1948 yılında Konya'da dünyaya geldim. Futbol hayatıma Konya Selçukspor'da başladım. Aileden gelen bir futbol kültürümüz var aslında. Rahmetli abim Naci Renklibay, Konyaspor ve Gençlerbirliği'nde forma giymiş ve o da gol kralı olmuştu. Kardeşim Zahir Renklibay da şu anda Konyaspor Yönetim Kurulu'nda ve sporun tabanından gelen biridir.

Sizin kariyerinizin çok ayırt edici bir özelliği var. Oynadığınız dört ligde de gol kralı olmuştunuz…

Futbol kariyerimde Türk futbolunda ve belki de dünyada bir ilk olma özelliğine sahibim. Araştırdığım kadarıyla Amatör Küme, 3. Lig, 2. Lig ve 1. Lig olmak üzere benim gibi tüm liglerde gol kralı olmuş bir futbolcu sanırım yok. İlk gol krallığımı da bu serüvenin başlangıcı olan Konya Selçukspor'da yaşadım. Burada gol kralı olunca o dönemde Türk futboluna birçok önemli ismi sunan Konya Şekerspor'a transfer oldum. Profesyonellik hayatımın başlangıç takımı ise Konya İdmanyurdu oldu. Ardından futbol hayatımda çok önemli yere sahip olan ve Türk futbolunda çıkışımı sağlayan Adana'nın Ceyhanspor takımına gittim. Ceyhanspor o dönemde 3. Lig'de mücadele eden bir takımdı.

Hem mühendis hem golcü

Konya'dan Adana'ya gitmenizin tek sebebi futbol oynamak mıydı?

Aslında Adana'ya hayatım için iki önemli hedefe ulaşabilmek ve başarı sağlayabilmek için gitmiştim. Birisi futbol kariyerim, diğeri ise eğitim hayatımdı. Futbol oynarken de eğitim hayatıma hep önem vermeye çalıştım ve Çukurova Üniversitesi Mühendisliği Fakültesi'nde İnşaat Mühendisi oldum. Futbol kamuoyunda çok az kişi bilir benim mühendis olduğumu. Konya'da başlayan gol krallığı serüvenime Ceyhanspor formasıyla 30 gol atıp 3. Lig'de de gol kralı olarak devam etmiştim.

Herhalde Ceyhanspor'daki bu performansınız Adanaspor'un da dikkatini çekmiş olmalı.

Ceyhan'daki stadımız yetersiz olduğu için lig maçlarımızı Adana'da oynardık. O dönemde imkânların yetersizliği, saha zemininin elverişsizliği gibi problemlere rağmen jeneriklik goller atıyordum. Adanasporlu yöneticiler de beni izliyordu tabiî… Beni çok istediler ve böylece 3. Lig'den 1. Lig'e geçmiş oldum. 3. Lig'den 1. Lig'e gelen bir futbolcu olarak ilk sezonumda 17 gol attım. Ancak dönemin Eskişehirsporlu tecrübeli santrforu Fethi Heper 20 gol atarak beni geçmişti.

Başkent'in son kralı

Futbolseverler sizi Ankaragücülü Ali Osman Renklibay olarak tanıyor. Adanaspor'dan Ankaragücü'ne transferiniz nasıl gerçekleşti?

Böyle tanınmamı normal karşılamak gerekir. Çünkü Ankaragücü'nün formasını 10 yıla yakın taşıdım, takım kaptanlığı yaptım ve hem 2. Lig'de hem 1. Lig'de gol krallıkları yaşadım. Ankaragücü'ne 1972-1973 sezonunda transfer olmuştum. Bu transfer hikâyesi de ilginçtir. Adanaspor'da oynadığım dönemde Ankaragücü ile bir maç yapmış ve 4-1 kazanmıştık. Dört golün üçünü de ben atmıştım. Transfer serüvenim de bu maçla başlamış. Ancak benim haberim yoktu. Maçtan bir gün sonra antrenman için Adanaspor kulüp binasına giderken yolda radyoda Ankaragücü'ne transferimi öğrendim. 1972-1980 yılları arasında Ankaragücü formasını aralıksız taşıdım ve takım kaptanlığı yaptım. 1975-76 sezonunda Ankaragücü formasıyla gol kralı olduktan sonra 45 yıldır başkent Ankara'dan benden başka gol kralı çıkmadı.

Ankaragücü'nde bir değil, iki gol krallığı yaşadınız değil mi?

Evet, Ankaragücü'nde hem Birinci Lig'de - şimdiki adı Süper Lig - hem de İkinci Lig'de gol krallığı yaşadım. İlginç bir hatıramı da paylaşmak isterim. Ankaragücü formasıyla küme düştüğümüz 1975-76 sezonunda 17 gol atıp Fenerbahçeli Cemil Turan'la birlikte gol kralı olmuştum ancak takımı küme düşmekten kurtaramadık. Bu durum çok üzülmeme neden olmuştu. Ankaragücü taraftarına "Bu takımı yeniden lige çıkarmadan hiç bir yere gitmeyeceğim" diye bir söz vermiştim. Profesyonel bir bakış açısı olmasa da ben bunu tercih etmiştim. Sanırım bu tercihi çok az futbolcu yapardı. Çünkü o dönemde beni Fenerbahçe ve Beşiktaş her ne pahasına olursa olsun transfer etmek istiyorlardı. Ancak ben iki kulüpten gelen teklifleri de reddetmiştim. 2. Lig'de mücadele ettiğimiz ilk sezonda şampiyon olarak yeniden 1. Lig'e yükseldik. Takımın attığı 48 golden 25'ini ben atmış ve 2. Lig'de de gol kralı olmuştum. Ankaragücü taraftarı beni Tandoğan Tesisleri'ne omuzlarda götürmüştü.

Ankaragücü'nden kopmam imkânsızdı

Fenerbahçe sizi yine istedi ama bu transfer gerçekleşmedi. Bunun sebebi neydi?

O dönemde Fenerbahçe beni gerçekten de çok istiyordu. Her İstanbul deplasmanına gidişimizde Fenerbahçe taraftarı bana Cemil Turan'la birlikte tur attırıyor ve Fenerbahçe'ye gelmem için tezahüratta bulunuyordu. Dönemin Fenerbahçe Başkanı Emin Cankurtaran, seçilmeden önce verdiği demeçte  "Başkanlığı aldığım gün Ali Osman'ı transfer edeceğim" demişti. O dönemde Ankaragücü Başkanı Sabri Mermutlu'nun, "Ali Osman'ın transferini ancak Türkiye'nin bütçesini verirseniz yapabilirsiniz" demecini hiç unutmuyorum. İçimdeki Ankara ve Ankaragücü sevgisi ağır bastığı için takımımdan ve Başkent'ten ayrılmadım. Ankaragücü taraftarı da bana bu sevgiyi hep hissettirmiştir. Ankaragücü sevgisinden kopmam imkânsızdı.

Mühendis olmanızın ve analitik düşünebilmenizin futbolculuk kariyerinize ne gibi katkıları oldu?

Katkıları olduğu kesin. Futbol her ne kadar basit oynanması gerekse de aynı zamanda çok hızlı düşünülmesi de icap eden bir oyun. Hatta bu konuda teknik direktörümüz rahmetli Sabri Kiraz, "Ali Osman'ın attığı goller bir başka. Şutları kalecileri çok şaşırtıyor. Mühendis olmasının sahada pozisyon alma ve oyunda bir sonraki adımı düşünme becerisini mutlaka geliştirdiğini düşünüyorum" demişti.

Adana'da futbol oynamış birisi olarak, Adana şehrinin Süper Lig'de uzun süredir temsilcisinin bulunmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Adanaspor ve Adana Demirspor çok büyük camialar. Adanaspor'da oynadım  ve çok sevildim, ayrıca o camiaların büyüklüğünü bizzat yaşadım. Adanaspor'da oynadığım dönemde bir çok büyük takımı yenerdik. Adana Stadyumu tıklım tıklım olurdu. Hatta Adanaspor'u çalıştırdığım dönemde 1. Lig'e de çok yaklaşmıştık ama olmamıştı. Bu sezon Adana Demirspor takip ettiğim kadarıyla çıkışta ve lige yükselme potansiyeli var. Her zaman söylerim, Adana, Eskişehir, Bursa gibi şehirlerin Süper Lig'de mutlaka temsilcileri olması gerekiyor. Bu takımların Türk futbol tarihinde yerleri dolmaz. Umuyorum doğru yönetim anlayışlarıyla onları Süper Lig'de yeniden görebiliriz.

Kendi meziyetlerimizle gol atardık

1960'ların ilk yarısında Metin Oktay'ın 30'lu gollerin üzerine çıktığı krallıkları var. Fakat daha sonra 1986'da Tanju Çolak'ın 33 gollü krallığına kadar 20 golün üzerine çıkılamıyor. 12 gollü krallıklar bile yaşanıyor. Sizin oynadığınız dönemde gol atmanın zorlukları nelerdi?

Bizim futbol oynadığımız dönemde defans oyuncuları çok sert ve agresif oynardı. Sarı ve kırmızı kartlar bugünkü gibi caydırıcı olarak kullanılmazdı. Bunun dışında saha şartları inanılmaz kötüydü. O sahalarda, o topları sürmek ayrı bir meziyet isterdi. Bu nedenle gol sayıları da düşük oluyordu. Biz o dönemde daha çok kendi meziyetlerimizle gol buluyorduk. Bir hatıramı da paylaşmak istiyorum. Ankaragücü forması giydiğim yıllarda 19 Mayıs Stadı'nda oynadığımız bir Bursaspor maçında o dönemin flaş kalecisi Rasim Kara'ya yaklaşık 30 metreden bir şutla gol atmıştım.  Yağmurlu bir havada, unutulmaz bir goldü. Ağlardan gelen o ses hâlâ kulağımda. Saha zemini, sert oyun ve maç sayısının azlığı gol oranını mutlaka etkiler.

Futbola başladığınızda kendinize örnek aldığınız, onun gibi olmak istediğiniz oyuncular var mıydı?

Bizden önceki jenerasyonda Metin Oktay ve benim için abim Naci Renklibay vardır açıkçası. Hatta rahmetli Metin abiyle İstanbul'da futbolu bıraktıktan sonra karşılaştığımızda bana, "İstanbul'a gelseydin tahtımı alacak tek golcü sendin" demesi benim için unutmaz bir konuşmadır. Bunun dışında biz futbol kültürü olan bir aileyiz. Abim Konyaspor ve Gençlerbirliği'nde oynamış, 2. Lig'de gol kralı olmuştu. Türk futbolunda adını tam duyuramamış ancak efsane bir futbolcuydu. Örnek aldığım isim olarak Avrupa'da da Johan Cruyff'u unutmayalım.

Çalıştığınız teknik adamlar sizin en çok hangi özelliklerinizi beğenirdi?

O dönemde Ankaragücü'nde rahmet Sabri Kiraz hocam futbolumu çok beğenir, benimle ilgili hep övgü dolu sözler sarf ederdi. Gündüz Tekin Onay'la da Adanaspor'da çalıştık. O da benim futbol kalitemin Avrupa standardında olduğunu söylerdi. Ayrıca Ziya Taner ve yine Ankaragücü'nde  Hasanagiç'le çalıştık. Hasanagiç Avrupa gol kralı bir futbolcuydu ve beni özel çalışmalara alırdı. Ankaragücü forması giyerken Fenerbahçe'yi 2-1 yendiğimiz maçta Fenerbahçe'ye attığım iki gol sonrasında Antiç ile kaleci Ivançevic beni özel tebrik edip "Keşke Fenerbahçe'de beraber oynasak" demişlerdi ama kısmet değilmiş.

Futbolu sokakta öğrendik

Bugünkü altyapı eğitimleri, çim sahalar ve diğer imkânlarla doğmuş olsaydınız çok daha farklı noktalara gelebileceğinizi söyleyebilir misiniz?

Bu konu aslında bana gençler tarafından her zaman soruluyor. Bu zamanki şartlarda ben ve benim dönemimin yetenekli oyuncuları olsa tabiî ki farklı olabilirdi. Bizler altyapı eğitimi olmadan, sokak futbolu denilen yerlerde futbolu öğrendik. Saha zeminleri, toplar, antrenör bilgileri hep eksikti. Konu açılmışken söyleyeyim, bir antrenörümüz bizlere o dönemde su konusunda "Fazla içmeyin" telkininde bile bulunurdu. Suyun efor sırasında ne denli önemli olduğunu hepimiz biliyoruz artık.

Oynadığınız dönemde en çok hangi golcüleri beğenirdiniz?

Benim oynadığım dönemde Cemil Turan, Dorde Miliç, Fethi Heper, Osman Arpacıoğlu gibi büyük yetenekler vardı.

Sizi en çok zorlayan savunma oyuncaları kimlerdi, onlarla ilgili hatıralarınız var mı?

O dönemde Cem Pamiroğlu değerli bir defans oyuncusuydu ve birebirde çok karşılaşırdık. O dönemde Galatasaray'da Muzaffer Sipahi çok sert bir stoperdi, çekinirdik. Fenerbahçe'de Alparslan Eratlı beni özellikle zorlayan defans oyuncusuydu. O dönemlerde rakip takımların teknik direktörleri bana karşı hep adam markajı yaptırırdı. Amaçları benimle yakın oynayıp gol attırmamaktı. Çok sakatlanmadım ama çok darbe alırdım.

Dönemin en iyi kalecileri olarak kimleri görüyordunuz? O dönemde hiç gol atamadığınız bir kaleci var mıydı?

Bizim dönemimizde şimdiki Millî Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş çok önemli bir kaleciydi. Galatasaray'da Yasin Özdenak da beni zorlardı. Onun gol yememe rekorunu ben bozmuştum. Meşhur İtalyan kaleci Dino Zoff'un rekorunu egale edecekti ancak Galatasaray'a attığım penaltı golüyle bu şanstan mahrum kalmıştı.

Atatürk Stadı'nın açılış golünü atmıştım

A Millî Takım'da hiç oynayamamanızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben Anadolu'dan çıkan bir gol kralı olmama rağmen o dönemdeki Millî Takım Teknik Direktörleri sürekli İstanbul takımlarının forvetlerini tercih ederdi ve bu da beni hayli üzerdi. Ümit Millî Takım'da, Amatör Millî Takım'da çok kez yer bulurduk. Ancak maalesef iş A Millî Takım'a gelince Ankara, Eskişehir, Bursa gibi Anadolu golcüleri yer bulmakta güçlük çekerdik. Ay-yıldızlı formayı farklı kategorilerde 13 kez giydim. 1971 yılında İzmir'de düzenlenen Akdeniz Oyunları için inşa edilen Atatürk Stadyumu'nda Suriye ile oynadığımız ve 2-1 kazandığımız maçta o stattaki açılış golünü de atmıştım.

Birlikte oynadığınız arkadaşlarınız içinde sizi en çok etkileyen "Çok iyi futbolcuydu" diyebileceğiniz kimler var?

Adanaspor'da oynadığım dönemde Dorde Miliç'le çok iyi anlaşan iki forvettik. Ankaragücü'nde ise o dönemde iyi bir kadroya sahiptik. Selçuk Yalçıntaş, Erman Toroğlu, İsmail Dilber, Tahsin Ünal, Adnan Sezgin gibi kamuoyunda bilinen isimlerle aynı takımda yer aldık. Bizden önceki jenerasyonda Beşiktaş'tan Yusuf Tunaoğlu ile karşılıklı olarak kısa süreli de olsa oynamıştık, çok usta bir oyuncuydu.

Bilimden yararlanmaya önem verdim

Döneminizin teknik adamları içinde en beğendikleriniz hangileriydi? Siz kendi teknik direktörlüğünüz için kimleri örnek aldınız? Kimlerden etkilendiniz?

Ankaragücü'nde oynadığım dönemde Avrupa gol kralı da olan Mustafa Hasanagic'ten çok etkilenmiştim. Beni özel antrenmanlarla maçlara hazırlardı. Bireysel antrenman stilini onda gördüm diyebilirim. Teknik direktörlük dönemimde bilimden yararlanmaya çok önem verirdim. 1994-1995 sezonunda Ankaragücü'nde görev yaptığı dönemde Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri ile çalışırdım ve size çok açık konuşayım, şimdi takımlarda gördüğünüz ilk test anlayışının yerleşmesinde bizlerin etkisi oldu diyebilirim. O dönem futbolcularıma çeşitli testler yaptırıp o veriler ışığında spor bilimcilerle antrenman formatları hazırlardık. Tabiî şimdi çok değerli oldu bu konular.

Millî Takımımız çok iyi bir jenerasyon yakaladı ve birçok mevki için nitelikli ve çok sayıda alternatif mevcut. Fakat aynı şeyi sayı anlamında santrforlar için söyleyemiyoruz. Kaliteli golcülerimizin sayısı bir elin parmaklarını bulmuyor. Bu problemin sebebi ve çözüm yolu nedir?

Millî Takımımız özellikle son üç yıldır çok önemli bir jenerasyon yakaladı. Ligimizde yabancı oyuncu sayısı çok olunca forvet tercihleri de yabancılardan yana ağır basıyor. Burak Yılmaz, Millî Takım'da çok iyi işler yapıyor. Tecrübe kazandı ve oyunu iyi okuyor. Ancak günümüz futbolunda bireysellik değil takım oyunu önemli ve takım arkadaşlarınızın performansı sizin başarınızda önemli bir yer tutuyor. Liglerimizde özellikle altyapılardaki forvet oyuncularının bir havuzda toplanması, özellikle Genç ve Ümit Millî Takımlar kategorilerinde zaman zaman Millî Takım antrenörleri tarafından takip edilip özel olarak çalıştırılmaları doğru olacaktır görüşündeyim. Takip ettiğim kadarıyla antrenör eğitimi ve formasyon çalışmaları Futbol Gelişim Direktörlüğü tarafından yenileniyor ve bu çok önemli bir gelişme.

Bugünün golcülerinden kimleri beğeniyorsunuz?

Beşiktaş'tan Vincent Abubakar, Hatayspor'dan Aaron Boupendza iyi golcüler. Zaten gol krallığı sıralamasında da öndeler ve ikisini de çok beğeniyorum. Ancak Millî Takımımız için Burak Yılmaz dışında da alternatif isimler gerekiyor. Cenk Tosun iyi gidiyordu ancak sakatlık süreci onu etkiledi. Umarım ligimizde Türk forvetlerin sayısı artar.

İyi insan olmak çok önemli

Bugünün genç oyuncularına hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

İyi futbolcu olmak kadar iyi insan olmanın, çok çalışmanın ve eğitimin önemini anlamaları gerekiyor. Kendilerini sürekli geliştirmeleri gerekiyor. Artık her şeye çok hızlı ulaşılan bir dönemdeyiz ve hem futbolculuk meziyetlerini geliştirmeleri hem de hayatın sadece futboldan ibaret olmadığını bilmeleri lazım. Bunu için de sosyal yaşamlarında donanımlı bireyler olmalarının önemli olduğunu düşünüyorum.

Futbolu bıraktıktan sonraki hayatınıza ve teknik direktörlük kariyerinize dönersek…

1980 yılında Ankaragücü formasıyla kariyerimi sonlandırdıktan sonra inşaat mühendisi olarak Devlet Su İşleri'nde bir dönem mühendislik ve Karaman'da şube müdürlüğü görevlerinde bulundum. Ancak 1994-1995 sezonunda Ankaragücü Başkanı ve MKE yetkilileri beni Ankara'ya davet ettiler. Ankaragücü o dönemde kendi kimliğinden ve tarihinden uzaklaşmış, ekonomik olarak zorda ve sportif başarıdan çok uzak bir konumdaydı. Tüm yönetim kurulu üyelerinin tam desteğiyle, efsane olduğum Ankaragücü'nün başına teknik direktör olarak geçmemi istediler ve ben de kabul ettim. Müdürlüğü ve mühendisliği bir kenara bıraktım. Bu teklifi geri çeviremezdim. Çok sevdiğim kulübümün çok daha iyi ve kurumsal bir anlayışla yapılanması için Anadolu'da bir futbolcu tarama ekibi kurdum. O dönemde Adana Demirspor PAF takımından Hasan Şaş, yine Ankaragücü altyapısından Hakan Kutlu, 3. Lig'de Karamanspor'dan getirdiğim Kazım Nas gibi oyuncuları A takıma kazandırdık. Ancak son yıllarda Ankaragücü'nün istenilen yerde olmadığını düşünüyorum. 1910 yılında kurulmuş bir Başkent takımının artık kurumsal yapısıyla her yıl üst sıralarda yer alarak başarı standardını yakalaması gerekiyor. Avrupa'daki köklü ve başarılı kulüplerden farkımız, eski futbol değerlerinden yeterli düzeyde yararlanılmamasıdır.

En başarılı dönemim Başakşehir'de

Ankaragücü'nden sonra da pek çok takımda görev aldınız…

Konyaspor, Vanspor, Adanaspor, Göztepe, Konya Şekerspor ve bugün Başakşehir olan İstanbul Büyükşehir Belediyespor'da teknik direktörlük yaptım. Tüm teknik direktörlük görevlerimde altyapıya ve genç futbolculara önem verdim. Kulüplerin kurumsal bir organizasyon yapılarının olması gerektiğini öngörerek bu planlamaları yaptım. Özellikle küme düştü gözüyle bakılan Vanspor'da çalışırken, o sezon efsane kadrolu Trabzonspor'u deplasmanda, Beşiktaş'ı da kendi evimizde yenerek takımın ligde kalmasını sağladım. Meşhur "Van Canavarı" ikonu Türk futbol literatürüne bu sayede eklenmişti. Van'da bir nevi sosyal sorumluluk görevi de üstlenmiştim o dönemde. Van şehri çok güzel bir şehir ve halkı beni çok sevdi. Yakaladığımız başarılar ve orada Vanspor'la ilgili uzun vadeli sportif planlamalarım konusunda takdirlerini kazanmıştım. Tesisleşme, stadyum, kulüp yapısı gibi konularda Vanspor'a çok emek vermiştim. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen Van'dan insanlar arar beni. Bir diğer başarılı olduğum kulüp ise üç yıl görev yaptığım Başakşehir'dir. O dönemde 2. Lig'de yer alıyordu ve adı da İstanbul Büyükşehir Belediyespor'du. O dönemde kısıtlı imkânlarla başarı yakalamıştık. Şimdiki Başakşehir futbol takımının temelini atmıştık diye düşünüyorum. O kulüp üzerinde de emeğim çoktur. Şimdi de kurumsal ve sportif başarıyla sürdürülebilir bir yapıdalar. En başarılı teknik direktörlük dönemim şimdiki adıyla Başakşehir Futbol Kulübü'nde oldu diyebilirim.

Teknik direktörlük yaparken sadece saha içiyle değil, kurumsal yapıyla da yakından ilgilendiğinizi görüyoruz…

Türk futbolunda kulüp yapılarının şirket mantığıyla hareket etmesi önemli. Gelir-gider dengesini kuramayan kulüplerin başarısızlığa uğramaları doğal hale geliyor. Türk futbolunda en önemli noktalardan birinin profesyonel spor yöneticiliği konusu olduğunu düşünüyorum. Kulüp yapılarında mutlaka profesyonel yöneticilerin futbola yön vermeleri gerekiyor. Ancak profesyonel yöneticiler de eğitimli, vizyonlu ve kurumsal yapıyı oluşturabilecek kişiler olmalı. Futbolun saha tarafına gelirsek, özellikle bizim oynadığımız döneme göre birçok şey değişti. Teknoloji, sahalar, spor ekipmanları ve birçok şey… Futbol artık çok hızlı ve yapısal değişiklikleri fazlalaştı. Özellikle pandemi Türk ve dünya futbolunu ayrıca tüm sektörü olumsuz etkiledi... Daha da etkileyeceğe benziyor. Özellikle seyircinin eksikliği kulüplerin gelir düzeylerini bir hayli zorluyor. Her zaman kulüplerin altyapıya, genç futbolculara yönelmesi gerektiğini ve üreten bir yapıda olmasını istemişimdir. Bu bakımdan futbol kulüpleri pandemi sebebiyle zorunlu da olsa altyapıya eğilmeye başladı.

Millî Takımımızın Avrupa Şampiyonası finalleri ve Dünya Kupası elemelerindeki durumunu nasıl görüyorsunuz?

Millî Takımımızda beğendiğim futbolcular var.  Özellikle Avrupa'da ülkemizi temsil eden futbolcular, Millî Takım düzeyinde de başarılı oluyorlar. Bu Türk futbolu için çok önemli. Ben Avrupa Şampiyonası ve ardından Dünya Kupası'nda Millî Takımımızın başarılı olacağına inanıyorum. Futbol Federasyonu'nun da özellikle eğitim alanında başarılı işler yaptığını düşünüyorum. Eğitimli antrenör kalitesi arttıkça kulüplerdeki başarılar da doğal olarak artacaktır.

Çocuklarınızı spora yönlendirdiniz mi?

Özellikle oğlum Seçkin'in futbolcu olmasını onun tercihine bırakmıştım. Profesyonel düzeyde futbol oynadı ancak daha sonra tercihini spor yöneticiliği alanında kullandı. Çeşitli kulüplerde yönetim kademelerinde görev aldı ve alıyor. Ajax Kulübü'nde spor yöneticiliği alanında eğitimlere katıldı ve görev yaptığı kurumlarda çok da başarılı işlere ve projelere imza attı. Şu anda Türkiye Yüzme Federasyonu'nda Genel Sekreterlik görevini yürütüyor. Umuyorum sporun içinden gelmiş ve eğitimini almış profesyonel spor yöneticileri, spor sektöründe doğru görevleri bulur. Böylelikle kulüp yapıları sürdürülebilir başarı ve kurumsallık konularında bir hayli yol kat edecektir.

Röportaj: TamSaha / Mazlum Uluç