Gençlerbirliği
Giriş Tarihi : 25-03-2021 18:57   Güncelleme : 25-03-2021 18:59

Valencia’da kaybolmuş bir seyahatname; Gençlerbirliği

Valencia’da kaybolmuş bir seyahatname; Gençlerbirliği

Gençlerbirliği'nin UEFA Kupası'ndaki unutulmaz macerasını Valencia maçının yıl dönümünde Emre Sarıkuş kaleme aldı.

2000’lerin ilk yılları birçok açıdan ilginç olaylara, keskin bitiş ve başlangıçlara sahne oldu. Futbola dair, ülke kaderini kısa sürede değiştireceğine inanılan kısa süreli birkaç büyük başarı da bu keskin bitiş ve başlangıçların arasında yer aldı. Galatasaray’ın 2000 Mayısı’nda önce UEFA’yı ardından Süper Kupa’yı kazanışı, 2002’deki Dünya Kupası’nda elde edilen üçüncülük ve 2003 yazındaki Konfederasyon Kupası üçüncülüğü, sistemsel olmayan ama rastlantısal da diyemeyeceğimiz bir kalkınmanın habercisi gibiydi.

80’lerdeki şeref golü arayışlarıyla dolu karanlık maçlardan sonra, şerefli galibiyet arayışları dönemi de adeta bir çırpıda geçip gitmişti. 2003-2004 sezonunda o başarılı dönemin son halkalarından biri de UEFA Kupası’nda neredeyse çeyrek final görecek olan Gençlerbirliği’ne aitti.

90’ların sonunda kariyeri Ege’de şekillenen ve Denizlispor’da oynattığı hücum odaklı futbolla dikkat çeken Ersun Yanal, Denizlispor’un ardından Ankaragücü’nde de başarılı iki sezon geçirmişti. O döneme göre ilginç ve skorda da fark yaratan bir futbol stili vardı. Yoğun pres gücüyle oynayan, yediğinden çok atan, kimi zaman ne yapacağı kestirilemeyen takımlar yaratmayı seviyordu.

Yanal’ın Ankara’daki ikinci durağı ise Gençlerbirliği olmuştu. Beşiktaş’ın 100. yıl şampiyonluğuna denk gelen 2002-2003 sezonunda, onun yönetimindeki Gençlerbirliği sezonu üçüncü sırada tamamlamış, o sezon kaydettikleri 76 golle de Süper Lig’in en çok gol atan takımı unvanını kazanmışlardı. UEFA Kupası’na gitmeye hak kazanan takım, Ahmed Hassan ve Tomas Zdebel gibi önemli oyuncularını kaybetmesine rağmen o sezon yıldızlaşacak Ali Tandoğan ve Mustafa Özkan’ı Denizlispor’dan bedelsiz transfer etmişti.

Orta sahanın temel direği olan ve Genk’ten transfer edilen Josip Skoko bonservis ödenilen tek oyuncuydu. Takımın iskeleti, yolu Ersun Yanal gibi Denizlispor’dan geçen oyunculardan kuruluydu. AliTandoğan ve Mustafa Özkan’ın dışında Beşiktaş’tan kadroya katılan ancak yıldızı daha öncesinde Denizlispor’da parlayan Ümit Bozkurt ve birlikte başarılı bir tandem oluşturduğu Abdelzaher El Saka da aynı yolu izlemişti.

2000 yılında amatör bir kulüp olan Bodrum Yalıkavak’tan transfer edilen Serkan Balcı, Gençlerbirliği kariyeri sonrası 10 sezon Gladbach’ta oynayacak Filip Daems, St Pauli’den 2002 yazından gelen Deniz Barış ve 2001’de Anderlecht’ten transfer edilen Souleymane Youla ideal kadronun en önemli parçalarıydı.

Sezon boyunca üçgen bir dizilişi benimseyen Ersun Yanal, solda Deniz Barış ve Filip Daems; sağda da Erkan Özbey ve Ali Tandoğan ile 10 numara pozisyonundaki Skoko’ya kadar uzanan üçgenin kenarlarını çizmişti. Merkezdeki Serkan Balcı’nın enerjisi bitmek bilmiyordu. Hücumdaki Youla ve Mustafa’nın hareketliliği ise rakip stoperleri fazlasıyla yoruyordu.

UEFA Kupası’nın ilk turunda Tugay Kerimoğlu’nun da oynadığı Blackburn Rovers’ı Ankara’da 3-1 yenen Gençlerbirliği, Ewood Park’ta Corrado Grabbi, David Thompson ve Matt Jansen’in çok sayıda pozisyondan yararlanamadığı maçta rakibini tek golde tutarak 1-1 ile elemişti. Kasım 2003’te Sporting Lizbon ile ikinci tur maçlarına çıkan alkaralar, rakibiyle bu kez ilk maçta 1-1 berabere kalmış, rövanşı da Lizbon’da sansasyonel bir şekilde 3-0 kazanarak Ankara’ya dönmüştü.

Turlar ilerledikçe işler biraz daha zorlaşmaya başlayacaktı. Barcelona, Benfica, Valencia, Newcastle United, Liverpool ve o sezon final oynayacak Marsilya gibi takımlarla eşleşme ihtimali mümkündü. O turda Gaziantepspor, Beşiktaş ve Galatasaray sert duvarlara çarptı. Beşiktaş Valencia’ya, Gaziantepspor (ilk maçı 1-0 kazanmalarına rağmen rövanşı 2-0 kaybederek) Roma’ya, Galatasaray da Villareal’e elendi.

Gençlerbirliği’nin rakibiyse Parma olmuştu. Cesare Prandelli’nin çalıştırdığı takım 5.bitirdiği sezonun ardından Avrupa’da da bir çıkış peşindeydi. Yine daha sonra yolu Türkiye’den geçecek Sebastian Frey ve Matteo Ferrari’nin de yer aldığı Parma’yı İtalya’da, Şubat 2004’te karlar altında oynan bir maçın sonunda 1-0 yenen Gençlerbirliği rövanşı da Lizbon’da olduğu gibi 3-0 kazanarak tur atlamıştı. Bu heyecan veren gidişat nasıl biterse bitsin umulmadık bir noktaya varmıştı. Beşiktaş ve Galatasaray’ın bile turu göremediği yere ulaşan kırmızı siyahlılar, 4.turda Valencia ile eşleşti.

Valencia bir önceki turda Beşiktaş’ı elemişti. İspanya’da Rafa Benitez’in liderliğinde La Liga’da Barcelona ve Real Madrid hegemonyasına kafa tutuyor bunu bir de Deportivo ile çekişerek yapıyordu. Hector Cuper sonrası görevi devralan Benitez, takımını 2001-2002 sezonunda lig şampiyonluğuna devamında da Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale taşımıştı. Kulüp 2003-2004 sezonu oynanırken bir sezon aradan sonra ligde tekrar şampiyon olmak üzereydi. Canizares, Ayala, Marchena, Baraja, Rufete, Vicente, Aimar ve Mista gibi oyuncularıyla Valencia, Gençlerbirliği’in karşılaşacağı en zor rakipti.

Belli bölümleri baskılı olan bir iç saha oyunu ve deplasmanda dengede götürülecek bir rövanşla işin üstesinden gelmeye çalışmak mümkün gözüküyordu. Ankara’daki ilk maç tam da beklendiği gibi gerçekleşti. İlk yarıda daha baskılı olan Gençlerbirliği, Roberto Ayala’nın Mustafa Özkan’ı indirmesiyle bir penaltı kazanmış ve Filip Daems turnuvadaki 2. penaltı golünü atmıştı.

Takımın hareketliliği ve oyuncuların çalışkanlığı üçüncü bölgede doğru kararlar ve bitirici aksiyonlarla birleşmediği için harcanan aşırı efor orta sahanın ikinci yarıda oyundan düşmesine neden oldu. Her şeye rağmen 1-0 iyi bir sonuçtu. İspanya’da bunu korumak ve mümkünse atılacak bir golle daha rahat bir maç çıkarmak için özellikle Pablo Aimar’ın hücum hattıyla bağlantısını kesmek gerekecekti.

O günlerde Radikal Futbol’da “Valencia Seyahatnamesi Notları”nı yazan Gençlerbirliği taraftarı Tanıl Bora Valencia şehrinin odağında Gençlerbirliği’nin değil Real Madrid olduğunu anlatıyordu:

“Valencia’nın şehir hayatında sakin bir egemenliği var. Duvar yazıları yok, yer gök siyah-beyaz-turuncu falan kaynamıyor. Tek tük Valencia eşofmanlı, armalı çanta vs. taşıyan yeniyetmelere rastlanıyor. Ama bir vesileyle futbol diyalogu kurulan “sokaktaki adam”ların ve ayaküstü kamuoyu yoklamalarının beynelmilel denekleri olan taksi şoförlerinin tamamına yakını, Valencialı çıkıyor. Gençlerbirliği’yle oynanacak UEFA kupası maçına ikincil bir iş gözüyle bakıyorlar. Sözleşmiş gibi, aynı kelimeleri sarfediyorlar: “Campeón de Liga”. Lig şampiyonu olmayı ve Real Madrid’i alt etmeyi çok istiyorlar, çılgınca istiyorlar, hayatta en çok bunu istiyorlar. Hele Real Madrid’den, nefis bir şekilde nefret ediyorlar. Ucunda Campeón de Liga olmanın garantisi olsa, bu turu Gençler’e vermeye kesinlikle hazırlar. Ama onlara bunu kim garanti edebilir?”

‘Gençler’ daha maçın başıda El Saka’nın ayağının kaymasıyla Valencia’ya turu garanti etmek üzereydi ki topu kapan Ricardo Oliveira kaleye vurmak için gecikince, hatasını kapatmak için üzerine çılgınca koşan El Saka bunu engellemiş ve maçın 2 metrelik dev hakemi Rene Temmink Oliveira’nın penaltı beklentisini bir tebessümle “yemediğini” göstermişti. Maçın ilk yarısı tamamen dengede geçiyordu. Hatta zaman zaman Gençlerbirliği daha baskılı gözüküyordu.

Mustafa Özkan son vuruşlarda yine ilk maçtaki gibi etkisizdi. İkinci yarıda pres gücü düşen Gençlerbirliği, Benitez’in oyuncu değişikliklerine karşılık veremiyordu. 56’da Ricardo Oliveira’nın yerine takımın gol kralı Mista, 61’de Fabian Cannobio’nun yerine de sol açık Vicente Rodriguez oyuna dahil olmuştu. Mista’nın oyuna girdikten 8 dakika sonra kalecisi Canizares’ten gelen topu sırtına yapışmış El Saka’dan kurtularak kontrol edip sol köşeye çektiği şutla gol yapışı Valencia’nın baskısını daha da arttı.

Bir süre sonra Aimar-Vicente bağlantısı o kadar bunaltıcı hale geldi ki; gelişigüzel uzaklaştırmalar ve kaleci Damir Botonjic’in çıkardığı toplar tekrar tekrar tehlike olarak dönüyordu. Maç 1-0’lık skorla uzatmaya giderken, Mustafa Özkan ikinci sarısını gördü ve oyundan atıldı. Uzatmalarda ise FIFA’nın o sezon yürürlüğe koyduğu “Gümüş Gol” uygulaması vardı. 94.dakikada yine oyuna sonradan giren Miguel Angulo’nun ortasında son yarım saati domine eden Vicente’nin şutu hikâyeyi sonlandırdı.

Uzatmanın ilk devresi bitince hem maç hem de Gençlerbirliği’nin en büyük kupa macerası da bitmiş oldu. Maç bittiğinde Tanıl Bora’nın söylediğine göre Milliyet’ten Mehmet Demirkol, “şerefli mağlubiyet denen şeyi hayatımda ilk defa sahiden gördüm!”demişti.

Gençlerbirliği o sezon belki de kadro derinliğine sahip olamamasının bedelini ödemişti. Rotasyonda kullanabileceği birkaç oyuncusu daha olsa bir iki tur daha ilerleyebilirlerdi. O sezon Türkiye Kupası’nda da final oynayan takımın nefesi ligi götürmeye yetmedi. İlk 6 dışında kalınan sezonun sonunda Ersun Yanal milli takımın yolunu tuttu.

Gençlerbirliği ertesi sezonu üç farklı hocayla tamamladı. 2005’te ilk turda Egaleo’ya elendikleri UEFA Kupasının ardından bir daha Avrupa kupalarına katılamadılar. Valencia ise o sezon İspanya’da ligi de kazandı. Taraftarlarının istediği gibi Real Madrid’i alt etmişlerdi.

Kaynak/Goal.com/Emre Sarıkuş