Reklamı Geç

Başkan

15 yaşında okulu terk etti, 19’unda futbolu bıraktı, 42’sine geldiğinde Gençlerbirliği başkanıydı

Başkan
Bu içerik 555 kez okundu.

15 yaşında okulu terk etti, 19’unda futbolu bıraktı, 42’sine geldiğinde Gençlerbirliği başkanıydı. Artık 81 yaşında ama değişen bir şey yok. En iyi bildiği işi yapmaya devam ediyor!

“Ankara’da dün oynanan Mamakspor-Dışkapı maçında sahayı boks ringine çevirmek isteyen Dışkapılı Vural’la Mamaklı İlhan’ı polisler karakola kadar sürüklemek zorunda kaldı.” 19 yaşındaki stoperin, sonraki yıllarda hakkında çıkacak binlerce haberin ilki bu cümlelerle yazılmıştı.Futbolculuğuyla ilgili başka haberlerin yapılmasına fırsat kalmadan, Bahçeli Gençlik takımına kendisine verdikleri transfer ücretini iade ederek futbolu bıraktı. Ligin ilk maçında onu takımın ilk 16’sına dahi almamışlardı, istenmediği yerde duramazdı!

15 yaşında, İngilizce sınavlarından sürekli 1 aldığı için “Kızlara rezil oluyorum” diyerek okulu bırakıp, iki eşinden 17 çocuğu olan babasının fırınında çalışmaya başladı. Birlikte büyüdüğü amcası Tayyar Cavcav, Galatasaray’da Metin Oktay’la birlikte oynayacak kadar kendini geliştirse de o, babasının da karşı olmasının etkisiyle topla değil, ekmekle ilgilenmek zorunda kaldı.

Ablası Muzaffer Cin o günlerini “Herkesten azar işitti, çok ezildi ama çalıştı” diyerek anlatıyor. İlhan Cavcav’a göre bunun sebebi, annesinin ikinci eş olmasından dolayı aileye sonradan katılmış olmaları. Bu durumun tek getirisiyse kendisini bir türlü kabullenmeyen aile üyelerinin baskısından kurtulmak istediği için 30’lu yaşlarının ortasında kendi un fabrikasını açması;bundan sonra da ticarette başarılı olmasının özgüveniyle kendine bir ödül verip futbolla ilgilenmeye başlaması.

“Tecrübeli dediğiniz teknik direktörlerin yaşı kadar benim futbol geçmişim var” dediğini söylüyor Gençlerbirliği’nin eski futbolcularından biri. Cavcav bunu daha çok takımın başına getirdiği teknik direktörleri eleştirmek için söylese de haksız sayılmaz. Öyle ki; Hacettepe Gençlik Kulübü’ne başkan olduğu yıllarda sokaklarda dolaşan Murat model otomobiller lüks sınıfına giriyor, TRT Radyosu ilk yayınlarının heyecanını yaşıyor, Türkiye’nin nüfusu 40 milyon olarak sayılıyordu. Hacettepe bir süre sonra kapansa da Cavcav defteri kapatmadı ve Ankaragücü yönetiminde görev aldı. Sonunda 1977 yılında girdiği Gençlerbirliği yönetim kurulunda bir yıl sonra başkanlığa kadar yükselmişti. Amatör seviyeye düşmek üzere olan kulübü kurtarmak için 2. Lig ve 3. Lig’in birleşmesini kabul ettirdi ve bir sene sonra takımı 1. Lig’e (günümüzün Süper Lig’i) çıkardı. Olaylar da bundan sonra gelişti…

Başkanın görevde olduğu 38 yıl boyunca, 66 kez değiştirdiği 50 teknik direktörün ilki Oktay Arıca’ya göre o, en başından beri “Tek adam”dı. Bedavaya alıp büyük paralara satacağı futbolcular bulabilmek için gitmediği yer kalmadı, masraf çıkaran teknik direktörleri sevmedi, takım kurmaya o günlerden başladı ve tesisleşme konusunu kafaya taktı! Hatta inşaat süresince futbolculara kendi evini açtı. Bu arada artık sadece Anadolu kulüplerinin sözcüsü değil, FIFA ve UEFA’nın ambargo uyguladığı Kuzey Kıbrıs futbolunun da savunucusuydu.

“FIFA’nın kararı Allah’ın emri midir?”

Devre arası kamp dönemlerinde Türkiye’deki kulüplerin neredeyse tamamı Antalya’ya gitmeyi tercih ederken başkan, aykırı giderek takımını Kuzey Kıbrıs’a götürmüştü. Kamp süresinin dolmasına yakın bir söylenti infial yarattı: Gençlerbirliği, Kıbrıs Türkocağı takımıyla bir dostluk ve hazırlık maçı oynayacaktı. Bu durumda sadece Gençlerbirliği kulübü değil, Türkiye Futbol Federasyonu da UEFA ve FIFA’dan gelecek büyük cezalara hazırlıklı olmalıydı. Kulüp yöneticilerinin dahi muhalefetine rağmen Cavcav “FIFA’nın kararı Allah’ın emri midir ki Demokles’in kılıcı gibi başımızın üzerinde sallanıyor?” diyerek takımını sahaya çıkardı.Tıklım tıklım dolu statta, pankartlar ve tezahüratlarla kahraman ilan edildi. Aldığı dört aylık hak mahrumiyeti cezası için hepsine değerdi.

80’li yılların sonundaki bu başkaldırıyı 90’lı yılların başından itibaren büyüklü küçüklü diğerleri izledi. Koltukta oturduğu süre uzadıkça cephelere yenileri ekleniyordu. “İyi ki Malatyaspor maçına gitmedim, yoksa hakemi öldürüp katil olurdum” açıklaması, dönemin TFF başkanı Şenes Erzik’le girdiği söz dalaşı derken aldığı hak mahrumiyeti cezalarının arkası kesillmiyordu. Cavcav bir ara sorunu kökten çözmek için federasyon başkanlığına aday olsa da savunuculuğunu üstlendiği Anadolu kulüpleri, bu yardım çağrısına kulak asmadı. Bundan sonra “Tek adam” için kabul görmenin tek yolu, futbolcular konusunda yapacağı doğru hamlelerle tüm kulüpleri ağzının içine baktırmaktı.

FourFourTwo’ya bundan sekiz yıl önce verdiği röportajda “Eskiden gider kendim beğenirdim; hocaya ‘Aldım, geldim’ derdim” diyordu Cavcav. “Şimdi Türkiye’de yeni moda çıktı. Hoca ‘Ben şunu istiyorum, bunu alacağım’ diyor. Benim kitabımda böyle bir şey yoktu ama şartlardan dolayı mecbur kaldım.” 

90’ların başı, Cavcav’ın henüz modaya ayak uydurmadığı dönemlere denk geliyor. Kendi tarzını yaratıp Türkiye’nin dört bir yanını dolaşmaya başlamıştı. Zonguldak’ın Kilimli ilçesinden bizzat gidip izleyerek 125 milyona aldığı; iki yıl oynattıktan sonra 12 milyara Galatasaray’a sattığı Ergün Penbe namını “3’e alıp 5’e satan başkan” olarak yürütmesini sağlayan transferlerden sadece biri. Tabii büyük kulüpler çarkına çomak sokmadıkça!

“Gençlerbirliği kalecisi Nezih Ali Boloğlu, Zeytinburnu maçı öncesinde takımın kaldığı otelden ‘Süt almaya gidiyorum’ diyerek çıkıp kayıplara karıştı! Kalecilerinin dönmemesi üzerine telaşlanan Cavcav durumu emniyete bildirdi ve Galatasaraylı yöneticilerin kaçırmış olmasından şüphelendiğini söyledi.” 

Mayıs 1990’da yapılan bu haberden sonra başkan şüphelerinde haklı çıkmış, Galatasaray’a açtığı 1 milyarlık tazminat davasının sonucunda Samsun’un Çarşamba ilçesinden 50 milyona aldığı futbolcuyu 800 milyona satmıştı. Benzer bir hikaye bundan beş yıl sonra yaşandı. Başkan bu kez gazetecilerin sorularını fenalaşıp kaldırıldığı hastane yatağından cevaplamıştı: “Medyadan izlediğim kadarıyla Tarık ellerinde. Futbolcumu geri versinler, yoksa tutanak tutturacağım!” Neyse ki uyarıları işe yaradı ve Tarık da kulübün kasasına 100 milyar “Cavcav lirası” bıraktı.

Yine de bu muhaberelerden hiçbiri, başkanı 2004 yılındaki Deniz Barış transferi kadar kızdırmadı. Fenerbahçe’yle gizlice anlaşıp, kulübe anlaşmasında yazan parayı ödemek istemeyen futbolcu için “Gençlerbirliği’nin parasını haksız bir biçimde yiyenin donunu bile alırım!” dedi.Söylediğini yapamasa da 1 milyon dolarını aldı! Bu futbolculardan önce ve sonra kulübün İstanbul kulüpleriyle papaz olmadığı tek bir transfer sezonu yaşanmadı.

“Kulübün menfaatleri için istesinler, kendimi bile satarım”

Yerli statüsündeki futbolcular için tartışmalar sürerken yabancı futbolcu alım-satım işinde pergelin ucu Arjantin’den İzlanda’ya kadar açılmıştı. Fakat bu ülkelerin hiçbiri Cavcav’ın gönlünde Afrika kadar yer etmedi. Gençlerbirliği ve İlhan Cavcav, 1993 yılında Güney Afrika’dan transfer edilen Kona, Moshoeu ve Khuse üçlüsüyle büyük sükse yapmıştı. Fenerbahçe’nin Kona ve Moshoeu ile Rıdvan Dilmen ve Tanju Çolak’ı takas teklifini “Biz yetişmiş büyüğü almak değil, yetişip büyük olacaklara kapı açmak iddiasındayız. Bizim işimiz gençlerle, isimsizlerle…” diyerek geri çevirmiş, ardından “Kona ve Moshoeu, 100 milyar dolar veren herkes için satılıktır”açıklamasını yapmıştı. Günün sonunda Cavcav bu futbolculardan beklediği parayı kazanamadı. Aksi gibi bir de Türkiye’deki kulüplere istemeye istemeye yol göstermişti.

“Bir bakkal açılır, onun iyi iş yaptığını gören hemen yanına bir başka bakkal açar, her ikisi de rekabet edip batar!” Cavcav, Afrika’daki kaynağının kurumasını böyle anlatıyor. “Afrika’dan 100 bin dolara aldığımız adamlar için 1 milyon dolar teklif eden takımlar ortaya çıkınca, bizim verdiğimiz parayı beğenmez oldular ve o kapı kapanıverdi. İnan o paraya Güney Afrika’da bir takımı, hem de tüm oyuncularıyla alırsın!” 

Başkan her ne kadar “Kapandı” dese de Zaire, Nijerya, Zimbabve gibi ülkeleri gezerek Afrika’dan futbolcu getirmeye devam etti. Her transfer döneminin başında tek amaçlarının, talibi olan futbolcuları satıp yarı fiyatına yenilerini almak olduğunu söyledi. Tabii ki hiçbiri yine bir transfer döneminde hızını alamayıp söylediği “Kulübün menfaatleri için istesinler, kendimi bile satarım” cümlesi kadar etkili değildi. Hatta değerini de 20 milyon dolar olarak biçmişti!

1990’ların ortalarında Gençlerbirliği’nin çarkı, adı duyulmamış kulüplerden meçhul adamlar getirilip kısa sürelerde yıldıza dönüştürülerek, her yıl birkaç yıldızdan çuvalla döviz kazanılarak dönmeye devam etti. Buna rağmen takım budanmış yediveren gibi açıyordu.

Transfer konusundaki başarısının sırrı, baba mesleğinden kalmaydı. “Benim işim un. Futbolcuyu buğday seçer gibi seçerim. Mahalle maçlarını bile izlerim. 17 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak kıt kaynakları değerlendirmeyi bilirim.” 80 yaşındaki başkanın söylediklerini doğrulayacak onlarca yaşanmışlığı var ancak kıt kaynakları kullanma konusunda Geremi transferinden daha iyi bir örnek gösterilemez!

Kamerunlu orta saha oyuncusu, Paraguay’ın Cerro Porteno kulübünden 150 bin dolara alınmış, Gençlerbirliği’nde oynadığı iki yıl boyunca taliplerini sıraya dizmişti. En iyi müşterileri teklif vermek için birbiriyle yarışırken Cavcav, Madrid’de bir görüşmedeydi: “Oraya giderken ‘5 milyon dolar isterim’ demiştim. ‘Gel görüşelim’ dediler, gittim. Beni bir restorana götürdüler. Yemek gelecek diye beklerken masaya tekerlekli bir dana geldi! Şaşırdım ama bozuntuya vermedim. Yemeğe başlayınca ‘2 milyon dolar’ dediler. Onlar konuşuyor, tercüman bana çeviriyor. İşte ‘Real Madrid gelsin, Türkiye’de bir maç oynasın, ücret almayalım’ diyorlar. Ankara’ya Real Madrid gelse, seyretmeye kim gelecek? Bilet 1 lira diyoruz, yine gelen yok! Konuşmalarından sıkıldım, İngilizce de bilmiyorum. ‘Paper’ dedim. Kağıt getirdiler. ‘5 milyon dolar’ yazıp gösterdim. Sonra da kalkmaya yeltendim. Ben böyle yapınca ‘Tamam’ dediler.”

“Sürekli alım-satım işlerinden bahsetmesi olumsuz bir algı yaratıyor”

Türkiye’deki profesyonel liglerde bir görevde en uzun süre kalma rekorunun sırrı tabii ki sadece transferlerden geçmiyor. Kaldı ki, Gençlerbirliği uzunca bir süredir eski günlerini mumla arar hale geldi. Geçmişte UEFA Kupası’nda çeyrek finalin kapısından dönen takım; lig sıralamasında 2007 yılından beri dokuzunculuktan öteye gidemediği gibi Gençlerbirliği taraftarı Mehmet Ali Çetinkaya’nın deyimiyle kulüp “Heyecanını çoktan yitirdi.” Taraftarlar bir yandan başkanın artık görevi bırakması gerektiğini düşünürken, diğer yandan kurumsal bir yapı olmadığı için başkanın tek kişilik direnişi çöktüğünde olacaklardan endişeliler. “Kimseye kolay kolay güvenmediği için etrafında kalabalıklar varmış gibi görünse de aslında çok net bir yalnızlığı var” diyor Büyük Başkan belgeselini hazırlayan isimlerden Hakan Kaynar. “Sürekli alım-satım işlerinden bahsetmesi futbolseverlerde olumsuz bir algı yaratıyor.”

Bu dosyayı hazırlarken konuşmak istediğimiz birçok arkadaşı, futbolcu ve yönetici gibi isminin yazılmasını istemeyen eski bir Gençlerbirliği teknik direktörü, kovulma sebebi olarak yine bu alım-satım işlerini gösteriyor. İddia ettiğine göre birçok teknik direktör, Cavcav’ın satmak için oynamasını istediği futbolcuları oynatmadığı için kovuluyor. Her gün sabahın 6’sında kulübe gelen başkan, teknik direktörlerinden de aynı özveriyi bekliyor ve yakaladığı küçük hatalar dahi eksi hanesine yazılmaya başlanıyor. Başkan için açık yakalamak işten bile değil; zira kurduğu kusursuz sistem, hoşuna gitmeyecek her durumda alarm veriyor! Bunu da birbiriyle çıkar çatışması olan insanları bir arada tutarak yapıyor. Ona yakın olmak isteyenler, eteklerindeki tüm taşları önüne döküyor.

Sistemin mağdurlarından İrfan Buz’a göre kendisi için alarmın çalmasına sebep olan, yine kendi seçtiği yardımcıları. Yakın dönemdeki futbolculardan birine göreyse bu iş çok daha karışık ve komik. “Malzemecinin görevlerinden biri her pazartesi un fabrikasına gidip maç öncesi ve sonrası olan bitenin raporunu vermekti. İyi bir adam ama bunu yapmaya da mecbur. Bir gün dayanamayıp bize ‘Benim yanımda başkanım hakkında atıp tutmayın, zor durumda kalıyorum’ demişti!” diyor gülerek. “Ama tüm köstebekler onun kadar sevimli değildi. İki-üç kişi bir araya gelip konuştuğumuz şeyi iki gün sonra başkandan duyunca paranoyak olurduk!”

Kulüpte görev aldığı dönemden kovulana kadar yaşadıklarını anlatan antrenörlerden bir başkası da onunla aynı fikirde. “Bir günde yaklaşık 100 telefon görüşmesi yapar, kimin ne söylediğini, kime kulak vereceğini bilemezsiniz; yardımcılarınızı ayrı, sizi ayrı sorguya alır, çelişemezsiniz; önerdiği hiçbir şeyi kafadan reddedemezsiniz; futbolcular, basın, taraftar ve camia dörtlüsünden biri bile hakkınızda olumsuz düşünürse maç kaybetmeniz beklenmeden gönderilirsiniz!”

Başkan bugün de İlhan Cavcav Tesisleri’nde herkesin hafızasında farklı izler bırakarak görevinden hiç ayrılmayacakmış gibi devam ediyor. En çıplak haliyse, eski futbolcularından birinde sabit: “Bir bayram günü oynayacağımız maç için sabah erkenden toplanmıştık. Başkanı hiç o kadar perişan görmemiştim. İki oğlu ve konuşamayan, hareket edemeyen doğuştan engelli bir kızı var, biliyoruz. O dönem çocuklarıyla ilgili problemler varmış, ondan da haberimiz vardı. Hiçbir şey söylemeden teker teker boynumuza sarıldı. Ağladığını ancak konuşunca anlamıştık. ‘Bu kulüp benim evim, sizler de benim çocuklarımsınız…’ diyordu ağlayarak!”

80 YILIN KISA BİR TARİHÇESİ

4 Ekim’de doğum gününü kutlayan İlhan Cavcav’ın hayatı rengarenk olaylarla dolu!

4.10.1935 Ankara’da dünyaya geldi.

12.02.1977 Gençlerbirliği Kulübü başkanı oldu.

16.01.1988 FIFA ve UEFA’nın Kuzey Kıbrıs’a uyguladığı ambargoyu deldi.

23.05.1990 “Süt almaya gidiyorum” diyerek kayıplara karışan kalecisi için Galatasaray’a tazminat davası açtı.

20.05.1995 Tarık Daşgün’ün kaçırılması üzerine hastalanıp yatağa düştü.

09.10.1996 Kulübün parasını yediğini iddia eden taraftarlar birliği başkanına antrenman sahasında tokat attı.

13.01.1998 Futbolcularını kendisinden izinsiz bir cenazeye götüren Yılmaz Vural’ı kovduğu günün akşamında yeniden göreve getirdi.

11.03.2003 Kendisine hakaret eden Ankaragücü tribünlerine kol hareketiyle karşılık verdi.

28.10.2008 Omurga ameliyatı geçirdi. Doktorunun mecbur kıldığı pilatese devam ederken bir yılda yaklaşık 10 pilates eğitmeni kovdu!

13.09.2014 Bursaspor’a mağlup olunan bir maç sonrası teknik direktör Mustafa Kaplan’ı kovup “Haftaya takımı ben çıkaracağım” dedi. Çalıştırdığı takım Eskişehirspor’u 2-0 yendi.

15.11.2014 Sakal bırakan futbolcularına 25 bin lira para cezası keseceğini açıkladı.

Kaynak: http://fourfourtwo.com.tr/

gençlerbirliği ilhan cavcav başkan
Reklam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Ankaragücü yönetiminden bilet açıklaması
Ankaragücü yönetiminden bilet açıklaması
UEFA Avrupa Ligi'nde bir ilk
UEFA Avrupa Ligi'nde bir ilk