Gençlerbirliği
Giriş Tarihi : 02-02-2015 12:36   Güncelleme : 02-02-2015 12:36

Berat Tosun: Komple forvet

Altyapıdaki gol krallıklarının boşuna olmadığını, Gençlerbirliği'ndeki ilk tecrübesinde 16 maçlık periyodu ligde ve kupada 6 gol atarak gösterdi.

Berat Tosun: Komple forvet

Altyapıdaki gol krallıklarının boşuna olmadığını, Gençlerbirliği'ndeki ilk tecrübesinde 16 maçlık periyodu ligde ve kupada 6 gol atarak gösterdi. U20'de çıktığı iki maçta da gol atmayı başaran genç oyuncu, sadece santrfor olarak değil, başarıyla kullandığı her iki ayağıyla kanatlarda da görev yaparak komple bir hücumcu olduğunu kanıtladı. Sürati, çabukluğu, bitiriciliği ve tipiyle Alexis Sanchez'e benzetilen 20 yaşındaki yıldız adayı hem Gençlerbirliği'nin hem de Türk futbolunun geleceğindeki umut ışıklarından biri olarak değerlendiriliyor.

Gençlerbirliği'nin genç oyuncuları arasında dikkat çeken isimlerden birisi olan Berat Tosun'u daha yakından tanımak istiyoruz…


1994 Ankara Mamak doğumluyum. Ailemle birlikte Mamak'ta oturuyoruz. Üç kardeşiz. Bir ablam bir de erkek kardeşim var. Annem ev hanımı, babam da devlet memuru.

Futbola ne zaman ve nasıl başladın?

Mahallede sürekli futbol oynayan bir çocuktum. Hatta evde bile topla oynardım. Evdeki vitrinin camlarını sürekli kırardım. Bu konuda dayak yemesem de annemden sürekli azar işitirdim. Evimizde sürekli bir futbol atmosferi vardı. Babam televizyonda devamlı maç izlerdi ve ben de onunla birlikte merakla seyrederdim. Gençliğinde amatör olarak futbol oynamış olan babam, 11 yaşına geldiğimde beni Gençlerbirliği'nin futbol okuluna yazdırdı. Orada yetenekli olduğum anlaşılınca seçmelere girdim ve genç takımlara alındım.

Seçmelerde seni beğenen antrenör kimdi, o dönemde de bugünkü gibi santrfor mu oynuyordun?


Beni seçmelerde beğenen hocamız Volkan Arat'tı. O dönemde orta saha oynuyordum. Ama 12 yaşına geldiğimde takımdaki ilk hocam olan Tansel Aydın benim forvet olarak daha başarılı olacağımı düşündü ve o bölgede oynatmaya başladı. 12 yaşından bu yana hem santrfor bölgesinde hem de kanatlarda görev yapabilen bir forvetim. Tansel Hocamın bu tercihinde yanılmadığını da altyapıda attığım çok sayıda golle kanıtladım. Öyle ki oynadığım maçtan daha fazla gol atmayı başarmıştım.

Profesyonel oyuncu olma sürecinde hangi teknik adam sana hangi katkıları sağladı?


Sıradan başlamak gerekirse beni seçen Volkan Arat'a, sonradan rahmetli olan altyapı sorumlumuz Ahmet Canatan'a, Aykın Demir ve Veyis Kanber'e özellikle teşekkür etmem gerekiyor. Gerçekten de üzerimdeki emekleri büyüktü. Mesela Veyis Kanber beni özel olarak çalıştırırdı. Antrenmanlardan sonra sahada kalmamı ister, şut attırır ya da kenardan ortalara kafa vuruşu çalışması yaptırırdı.

Profesyonel futbolcu olup bu işten para kazanabileceğine ne zaman inandın?


A takım kadrosuna alındığımda, yani 17 yaşına geldiğimde "Ben hayatımı futboldan kazanacağım" demeye başladım. Tabiî öncesinde de hedeflerim büyüktü. Gençlerbirliği'nde A takıma yükselmeyi ve bir gün Avrupa'da futbol oynamayı kafama koymuştum ama dediğim gibi bu işin olacağına A takım kadrosuna alındığım gün kesin olarak inandım.


Mamak'la Gençlerbirliği tesislerinin arasında ciddi bir mesafe var. 11 yaşında futbol okuluna başladığında antrenmanlara nasıl gidip geldin?


Sağ olsunlar annem ve babam beni her antrenmana götürüp getirdi. Biraz daha büyüyünce kendi kendime dolmuşla gidip gelmeye başladım.

Gençlerbirliği'nde A takıma yükselişin nasıl gerçekleşti?


Altyapı düzeyini geçip A2 takımına çıktığımda 17 yaşına gelmiştim. O dönemde A takımın başında Fuat Çapa vardı ve beni de kadroya o aldı. 17 yaşındayken Gençlerbirliği ile profesyonel sözleşme imzaladım. Takımın santrforu Herve Tum Ankara Kupası'nda kırmızı kart görünce beni denemeye çağırmışlardı. Antrenmanlarda beğendiler ve kadroya aldılar. Yarım sezon boyunca A takım kadrosunda kaldım. Kupa maçlarında şans bulsam da lig maçlarında hiç oynayamadım. Sonrasında beni Hacettepe'ye kiraladılar.

Süper Lig'den 3. Lig'e gidiyorsun… Bu durum performansını nasıl etkiledi?


Hacettepe de Gençlerbirliği'nin bir parçası olduğu için bunu bir düşüş değil, oynama ve kendimi geliştirme fırsatı olarak gördüm. Hacettepe'de iki sezon geçirdim. İkinci sezonumda çok iyi bir performans gösterdim. O sezon takımı 2. Lig'e çıkarmayı başardık. Ben de ligde attığım 15 golle bu başarıya katkıda bulundum. Hocamız Mustafa Kaplan, Hacettepe'den Gençlerbirliği'nin başına geçince beni de yeniden Gençlerbirliği'ne götürdü.

Genç oyuncuların örnek aldığı yıldızlar vardır. Onun gibi olmak, ona benzemek isterler. Senin de kendine örnek aldığın, stilini benzettiğin oyuncular var mıdır?

Hem taraftarlarımız hem de takım arkadaşlarım beni Alexis Sanchez'e ve Radomir Falcao'ya benzetiyor. Zaten ben de fiziğim itibarıyla Didier Drogba gibi değil, Sanchez ve Falcao gibi bir santrforum. Çabuk, süratli, iki ayağını da kullanabilen bir oyuncuyum. Aslında sağ ayaklıyım ama sağ olsun Hacettepe'deki hocam Mustafa Kaplan sol ayağımı da iyi kullanabilmem için üzerimde çok durdu. Bu konuda beni çok çalıştırdı.

Peki, sen kendini Sanchez ve Falcao'ya benzetiyor musun?


Umarım ben de onlar gibi başarılı bir oyuncu olabilirim. Evet, oyunculuk özelliklerimle Sanchez ve Falcao'ya benziyorum. Hatta Sanchez'le fiziksel bir benzerliğim de var. Elbette onlar gibi bir oyuncu olabilmek için çok daha fazla çalışmalı ve kendimi geliştirmeli, uluslararası alanda rekabet edebilen bir santrfor olmalıyım.


Sadece antrenman yapmak ya da maça çıkmak değil, izlemek de öğrenmenin yollarından biri. Bu oyuncuları özel olarak takip ediyor musun?


Elbette takip ediyorum. Başta da söylediğim gibi, babamdan kaynaklı olarak evimizde sadece maç izleniyor. Ben de antrenmandan çıkıp eve gittiğimde televizyonun başında babamla birlikte maç izliyorum. Dünyanın bütün liglerini takip ediyoruz. Ben de bu sayede farklı oyuncuları izliyor ve onların neler yaptığını görerek öğrenmeye çalışıyorum.

11 yaşında futbola başladığın zaman seninle aynı hayalleri kuran pek çok arkadaşın bugün başka işler yaparken sen profesyonel futbolcu oldun. Seni onlardan ayırarak bu noktaya gelmeni sağlayan en önemli özelliklerin nelerdi?


İşimi iyi yaptığıma inanıyorum. Hocalarıma hiçbir saygısızlığım olmadı. Daima onların sözlerini ve önerilerini dinledim. Bugüne kadar antrenman kaçırmadığımı söyleyebilirim. Her zaman çalışmayı seven bir oyuncu oldum. Saha dışındaki hayatıma da dikkat ettim. Antrenmanların ardından kulüpte kalır, 2-3 saat dinlenirim. Bence bu faktörlerin birleşmesi sayesinde bugün Süper Lig'de forma giyen bir oyuncu olabildim.


Genç oyuncular için büyük tehlikelerden birisi ayakların yerden kesilmesidir. Geçmişte çok yetenekli olup da çabuk kaybolan çok sayıda yıldız adayını gördük. Sen bu örneklerden kendine bir ders çıkartıyor musun?


Takımdaki abilerimiz sağ olsunlar bize çok sahip çıkıyor ve nasihatler veriyor. Dediğiniz gibi geçmiş örnekleri de hatırlatarak bize yol gösteriyor, sürekli çalışmamızı ve tevazuu elden bırakmamamızı öğütlüyorlar. Ben de bu sözleri aklımda tutuyor ve yolumu da bu doğrultuda çizmeye çalışıyorum. Evet, Süper Lig'de forma giyiyorum ama henüz yolun başında bir oyuncu olduğumu, önümde kat edilmesi gereken uzun bir mesafe bulunduğunu biliyorum ve hayatıma, davranışlarıma buna göre yön veriyorum.

Takım içinde tecrübeli oyuncularla ilişkiler de önemlidir? Kendine örnek aldığın, sana yol gösteren oyuncular kimler?


Doğa Kaya ve Sedat Bayrak takımdaki genç oyuncularla yakından ilgilenen, hepimize yol gösteren örnek abilerimiz. Keza Ramazan Köse abi de öyle. Küçük sakatlıklarımız olup da antrenmana çıkamadığımızda bizi mutlaka uyarıyor, kendimize iyi bakmamızı istiyorlar. Doğa ve Ramazan abiler Gençlerbirliği altyapısından çıktıkları için bize özel bir ilgi gösteriyor, tâbiri caizse üzerimize titriyor.

Son iki sezondur altyapıdan gelip de banko oynamaya başlayan Ahmet Yılmaz Çalık da sizin için önemli bir örnek olsa gerek.


Gençlerbirliği zaten Türkiye'nin en iyi altyapılarından birisine sahip. Altyapıdan A takıma sürekli oyuncu taşıyor. Takımın istikrarlı yapısında da bu düzenin büyük bir katkısı var. Çünkü oyuncuların büyük bir bölümü çocuk yaşlardan itibaren birbirini tanıyor; sadece futbolcu özelliklerini değil, karakter yapısını, huyunu da biliyor. Bu da ortaya daha iyi anlaşmış bir kadroyu çıkartıyor.

Sezon başında Hacettepe'den Gençlerbirliği'ne geldiğinde hedefin neydi? Gelir gelmez oynayabileceğini düşünüyor muydun?


Evet, düşünüyordum. Takımın başında beni Hacettepe'den çok iyi tanıyan ve Gençlerbirliği'ne gelirken beni de yanında getiren Mustafa Kaplan'ın bulunması önemli bir avantajdı. Diğer yandan da takımda Stancu dışında bir santrforun bulunmaması da şansımı artırıyordu. Ben de bu şansımı değerlendiğimi ve verilen fırsatları iyi kullandığımı düşünüyorum.

İlginçtir, Gençlerbirliği'nda ilk forma giyişin Mustafa Kaplan döneminde değil de onun gidişinin ardından oldu…

Evet, üçüncü haftadaki Eskişehirspor maçında oynadım. Aslında Mustafa Hoca beni ilk maçın kadrosuna almıştı ama oynama şansı bulamamıştım. Eskişehirspor maçına altyapıdan hocamız Osman Nuri Işılar yönetiminde çıktık ve deplasmanda 2-0 kazandık. O gün santra vuruşunu İrfan Can Kahveci ile birlikte yapmıştık. Hatta İrfan bana o sırada, "Berat bu maçı kazanmalıyız. Kendimizi göstermek için fırsat ayağımıza geldi" demişti. Maça o hırsla başladık ve 2-0 kazandık. O gün ben santrfor, İrfan forvet arkası, Stancu ise sol kanatta oynamıştı. Sağ olsun Osman Nuri Hocam altyapıdan bizi tanıyordu ve güvenip forma vermişti.

Süper Lig'deki ilk golünü attığında neler hissetmiştin?


Eskişehirspor maçında olmasa da oynadığım ikinci maç olan Balıkesirspor karşılaşmasında ilk gollerimi atmıştım. İrfan Buz Hocamızın ilk maçıydı ve Eskişehir'de kazanan kadroyu bozmayıp bana da ilk on birde şans vermişti. O gün 3-1 kazandık ve takımın iki golünü de ben attım. İlk gol biraz şansıma olmuştu. Savunmadan seken top önüme düşünce golü atmakta zorlanmadım. İnanılmaz mutlu olmuş ve heyecanlanmıştım. Annem ve babam de her zamanki gibi tribündeydi ama golü attığımda onların varlığını bile unuttum. Golden sonra ne yaptığımı bile hatırlamıyorum. Balıkesirspor maçı 1-1'e getirdikten sonra takımı öne geçiren golü yine ben attım. Ama o golden sonra da tribündeki annem ve babam yine aklıma gelmedi.

Bize İrfan Buz'la ilişkilerinden söz eder misin?


İrfan Hoca genç oyunculara çok önem ve değer veriyor, hepimize çok sahip çıkıyor. Sadece beni değil, diğer genç oyuncuları da sık sık çağırıp birebir konuşuyor, yol gösteriyor.

Ancak iki gol attığın Balıkesirspor maçının ardından yedek kulübesindeydin… Bu durum seni nasıl etkiledi?


Dediğiniz gibi iki gol attığım Balıkesirspor maçının ardından gelen Sivasspor karşılaşmasında yedek kulübesindeydim. Hocamız bana "Taktik gereği bu maçta Stancu santrfor oynayacak, seni sonradan oyuna alacağım" dedi. Hiç gönül koymadım. Genç bir oyuncu olarak hocamın kararlarına saygı duymam ve görev verildiğinde de elimden gelenin en iyisini yapmam gerektiğini biliyorum. O gün Sivasspor maçını kaybettik. Zaten benim sonradan da olsa oynadığım tek bir maçı kaybettik, o da Sivasspor karşılaşmasıydı. Süper Lig'deki ilk sezonum olduğunu göz önünde tutarsak ilk yarıda aldığım sürenin tatmin edici olduğunu söyleyebilirim.

Bugün dünya yıldızı olarak gösterilen oyuncular bile eksikleri olduğunu söyleyerek tamamlayıcı çalışmalar yapıyor. Sen bu konuda kendi muhasebeni yapıyor musun? Şu konuda eksiklerim var, tamamlamam gerekiyor diye düşünüyor musun? Ya da hocaların senin hangi özelliklerini beğeniyor?


Günümüz futbolunda takım savunması en öndeki oyuncudan başlıyor. Bu anlamda çok koşan ve rakibi bozan bir santrfor olmamı hocalarım çok beğeniyor. Diğer yandan hareketli bir oyuncu olduğum için topla buluşacak boş alanları bulabiliyorum. Boyum 1.79 olmasına rağmen iyi sıçrayabiliyorum ve hava toplarında da etkili olabiliyorum. Ama gol pozisyonlarında heyecanımı biraz daha yenebilmeyi öğrenmem gerekiyor. Mesela Mersin İdman Yurdu maçında son dakikada karşı karşıya pozisyonda kalecinin üzerine vurdum. Oysa orada daha iyi bir vuruş yapabilirdim. Aynı pozisyonu A2 takımında veya Hacettepe'de oynarken gole çevirebilirken, Süper Lig'in ekstra heyecanı nedeniyle zorlanabiliyorum. Ama oynadıkça bu heyecanı yenebileceğimi de biliyorum.

Takım içinde rekabet ettiğin Stancu, oldukça usta bir golcü. Onunla ilişkilerin nasıl?


Oynamadığım maçlarda gözüm mutlaka forvetlerin üzerinde oluyor. Tabiî Stancu da en yakından izlediğim santrforlardan biri. Hangi pozisyonlarda pas veriyor, hangi pozisyonlarda rakibini geçiyor, takım atağa kalktığında hangi bölgeye hareket ediyor ya da gol vuruşlarında hangi tercihi kullanıyor diye dikkatle takip ediyorum.

Ligimizde beğendiğin başka santrforlar hangileri?

Galatasaray'dan Burak Yılmaz ile Beşiktaş'tan Cenk Tosun ve Mustafa Pektemek çok beğendiğim santrforlar. Onlar da dikine gidebilen, iyi şut atabilen, çabuk ve süratli oyuncular. Yabancı oyunculardan ise Demba Ba çok özel bir santrfor. Hem sırtı dönük olarak oynayabiliyor, topu tutup arkadaşlarına servis yapabiliyor hem de çok hızlı ve gol noktalarına müthiş koşular yapabiliyor. Cardozo'nun da gol vuruşlarını çok başarılı buluyorum. Onları izleyerek ben de kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

Genç Millî Takımlara ilk olarak U20 düzeyinde davet edilmişsin. Altyapıda gol kralı olurken Genç Millî Takımlara çağrılmadığında ne hissetmiştin?


Genç Millî Takım seçmelerine gittim ama seçilmedim. Oysa o dönemde üç kez gol kralı olmuştum. İnsan çok üzülüyor tabiî... Ama inatçı ve hırslı bir oyuncuyum. Bu durumdan da kendime ders çıkardığımı söyleyebilirim. Küsmek yerine daha çok çalışmam, kendimi daha fazla geliştirmem gerektiğini düşündüm ve haklı da çıktım. Genç Millî Takımlara çağrılmasam da pes etmedim ve sonunda U20 Millî Takımı'na davet edildim. İlk millî maçımı Hollanda'ya karşı oynadım ve 2-2 biten maçta bir golü ben attım. İkinci maçımı İngiltere'ye karşı oynadım ve 1-1 sona eren o maçta da tek golü ben kaydettim. Yani iki millî maçta iki golle oldukça iyi bir başlangıç yaptığım söylenebilir. Millî Takım oyuncusu olmak çok özel bir duygu. İlk davet haberini aldığımda hemen babamı aradım ve sevincimi onunla paylaştım.

Gençlerbirliği'nin ilk yarıdaki performansını nasıl değerlendiriyorsun?


Ligin en genç kadrolarından birisine sahibiz ve bu kadromuzla ilk yarıdaki performansımızın başarılı olduğunu söyleyebilirim. Sezonun ikinci yarısında performansımızı yükseltebileceğimize de inanıyoruz. Çünkü bu kapasiteye sahibiz. UEFA Kupası'na katılabilmek için sonuna kadar yarışın içinde olacağımızı düşünüyorum. Takım arkadaşlarımızla da bu hedef doğrultusunda konuşuyoruz ve her maçımıza kazanma arzusuyla çıkıyoruz.

Takım içinde "çok özel" olarak gördüğün bir oyuncu var mı?


İrfan Can Kahveci gerçekten de çok özel bir oyuncu. Onun için Sergen Yalçın'la Alex'in karışımı diyebilirim. Gerçekten de çok teknik bir oyuncu. Nizamettin abi de teknik açıdan çok başarılı bir oyuncu ve onun sakatlandığı dönemde İrfan bulduğu şansı çok iyi değerlendirerek kalitesini gösterme fırsatını buldu.

Peki, profesyonellik anlamında takım arkadaşların arasında kendine kimi örnek alıyorsun?


Sedat Bayrak abi tam bir profesyonel. Yaşı ilerlemesine rağmen en ağır antrenmanlarda bile herkesten daha iyisini yapmak için büyük bir gayret gösteriyor. Onu görünce bütün genç oyuncular da "Sedat abi bu yaşta bunları yapabiliyorsa biz de yapabiliriz" diye düşünüp daha fazla gayret ediyoruz.

Şampiyonluk yarışında kimi daha avantajlı görüyorsun?


Fenerbahçe ile Beşiktaş'ı Galatasaray'a oranla daha şanslı görüyorum. Galatasaray diğer iki takıma oranla daha fazla sorun yaşıyor. İlk yarı performansıyla beni en fazla etkileyen takım Beşiktaş oldu. Çok iyi bir kadroları var ve oynamak istedikleri futbolu da sahaya başarıyla yansıtabiliyorlar. Takım oyununu yüksek tempoda oynayabilmeleri onları rakiplerinden biraz daha öne çıkarıyor.

Kişisel hedeflerine gelirsek, 3-4 sezon sonra nerede olmayı planlıyorsun?


Önceliğim Gençlerbirliği'nde banko oynayabilmek. 3-4 sezon boyunca kulübümde oynayıp belli bir noktaya çıktıktan sonra direkt Avrupa'ya gitmeyi hedefliyorum. Türkiye'deki büyük takımlarda oynamak gibi bir hedefim yok. Bu yolu denemiş ve yedek beklemeye mahkûm kalmış abilerimizin örnekleri çok fazla. Büyük takımlar tanınmış yabancıları transfer ettikleri için kendilerini onları oynatmak zorunda hissediyor. Bu nedenle genç oyuncuların o takımlarda fazla şans bulabileceklerini düşünmüyorum. Avrupa'da İngiltere veya İspanya liglerinden birisinde oynamayı çok istiyorum. Bugün "Chelsea, Arsenal veya Barcelona'da oynamak istiyorum" demem mantıksız gelebilir ama sonuçta 11 yaşındayken Gençlerbirliği'nin A takımında oynamak istemem de o gün için saçma bir düşünce olarak görünmüş olabilir. Ben bir oyuncunun kendisine hedefler koyması gerektiğine ve o hedeflerin peşinden çok çalışarak, her gün üzerine koyarak koşabileceğine inanıyorum. Bugün Gençlerbirliği'nde oynamayı başardıysam yarın neden diğer hedeflerime de ulaşabilirim.

Avrupa'da oynamak için kendini hazırlıyor musun?


İngilizcem fena değil. Okuldan gelen bir altyapım var. Takım içindeki yabancı oyuncularla da İngilizce konuşarak lisanımı geliştirmeye çalışıyorum. Öğrenmeye açık bir oyuncuyum. İngiltere'ye değil de başka bir ülkeye gitsem bile o ülkenin dilini de kısa sürede öğrenebileceğimi düşünüyorum. Onun dışında başka kültürleri tanımak da beni korkutmaz, aksine hoşuma gider.


Türkiye Futbol Federasyonu, yabancı oyuncu sayısında yeni bir düzenlemeye gidiyor. Önümüzdeki sezondan itibaren takımlar kadrolarında 14 yabancı oyuncu bulundurabilecek, hatta ilk on birlerinin tamamını yabancı oyunculardan kurabilecek. Bunun yerli oyuncuların da önünü açacak, onları rekabete zorlayacak bir adım olduğu düşünülüyor. Sen genç bir Süper Lig oyuncusu olarak bu yeni düzenlemeyi nasıl karşıladın?


Kendi açımdan baktığımda bu kararının beni çok etkileyeceğini düşünmüyorum. Eğer siz iyi bir oyuncuysanız kim gelirse gelsin takımdaki yerinizi korursunuz. Ben kuralın kaç yabancıya izin verdiğinden çok kendi performansıma odaklanmam gerektiğini düşünüyorum. Ama genel bir bakış açısıyla altyapıdan gelecek oyuncuların olumsuz etkilenmesi de söz konusu olabilir. Bu sezon Gençlerbirliği'nde altyapıdan gelen 4 yeni oyuncu forma giydi. Yabancı sayısının artışıyla bu sayı düşebilir. Bu noktada kulüplerin altyapıdan gelecek oyuncularına özel bir önem vermesi gerekiyor.

U20 Takımı'nda iki maçta iki gol atmış bir oyuncu olarak kendini A Millî Takım'a ne kadar yakın görüyorsun?


Millî Takım'da oynamak tamamen oyuncunun başarısıyla ilgili bir durum. Ben bugün geldiğim noktada Ümit Millî Takım oyuncusu olabildiysem üzerine biraz daha koyarak Fatih Terim Hocamızın da dikkatini çekebilir ve A Millî Takım'da da oynayabilirim. İnşallah oraya çağrıldığımda da ilk iki maçımda yine iki gol atabilirim. İki sezon içinde A Millî Takım'da oynayabileceğime inanıyorum. Bir avantajımın da sadece santrfor değil, kanat oyuncusu olarak da oynayabilmek olduğunu düşünüyorum. Mesela Galatasaray maçında kanatta görev almış ve Stancu'nun attığı golün asistini yapmıştım. İki ayağımı da kullanabildiğim için iki kanatta da görev alabiliyorum.

Eğitim hayatının hangi aşamasındasın?


Liseyi bitirdim. İki sene ara verdim ama bu sene Gazi Üniversitesi BESYO'ya girmek istiyorum.