Gençlerbirliği
Giriş Tarihi : 11-07-2021 16:01   Güncelleme : 11-07-2021 16:09

Gençlerbirliği taraftarı, 'Taş Mektep' isimli inisiyatifleriyle neyi hedefliyor?

Gençlerbirliği taraftarı, 'Taş Mektep' isimli inisiyatifleriyle neyi hedefliyor?

Gençlerbirliği taraftarları, “Taş Mektep” adındaki girişimleriyle ürettikleri fikirleri yönetime sunarak seslerini yükseltmeye hazırlanıyor.

Spor Toto Süper Lig'den küme düşen Gençlerbirliği'nde Murat Cavcav'ın başkanlığı bırakmasının ardından göreve gelen Başkan Niyazi Akdaş yönetiminin katılımcılık vurgusu Gençlerbirliği taraftarlarını harekete geçirdi. “Taş Mektep” adını verdikleri inisiyatif bünyesinde, oyuncu izlemeden, ürün satışına kadar birçok konuya kafa yoran kırmızı-siyahlı taraftarlar, Türkiye'de eşi görülmemiş bir işe imza atmaya ve oluşturacakları çalışma gruplarıyla ürettikleri fikirleri yönetime sunarak seslerini yükseltmeye hazırlanıyor.

Gençlerbirliği taraftarlarına bu konudaki görüş ve planlarını sorduk.

 Neden böyle bir girişimde bulunma gereği hissettiniz?

 - Niye katılımcı bir yönetim istiyoruz? Biz buna niye bu kadar açız? Biz bu çalışma gruplarıyla neyi hedefliyoruz? Bu soruların cevaplarının hepsi bizim Gençlerbirliği olarak 40 yıllık hikâyemizde, 40 yıllık tek adam rejiminin üstünde yatıyor.

 -Gençlerbirliği 1923'te kurulmuş, Ankara Liginde, Türkiye Şampiyonalarında, Türkiye Futbol Liginde çok sayıda başarısı -ve şampiyonlukları- olan bir takım. 1969-1970 sezonuna gelindiğinde maalesef sivil ve bağımsız kulüp yapısı, ülke futbolunun değişen sosyo-ekonomik yapısına artık ayak uyduramıyor ve kulüp ilk kez küme düşüyor. 70'li yılların tamamını alt liglerde, çok zor şartlarda geçiriyor. Hatta maddi sorunlar aşılamadığı için kulüp sahipsiz kalıyor ve kapanmanın eşiğine geliyor. Ama bir grup emekçi insanın insanüstü çabalarıyla Gençlerbirliği hayatta kalmayı başarıyor.. Sonrasında İlhan Cavcav dönemi başlıyor. Cavcav dönemi, 1970'li yıllarda Gençlerbirliği'nin yaşadığı büyük yoklukların üzerine kurulan bir dönem. Bu sebeple, sözlü tarih anlatımında, hep "Cavcav olmasa Gençlerbirliği yok olacaktı" diye anlatılagelen, gerçeklik payı da olan bir mit başlıyor. İlhan Cavcav, hem karakteri gereği, hem kulübü yönetme tarzı, hem de bu bahsettiğimiz mitten dolayı kulübü tamamen tek adam olarak yönetiyor. Hepimizin bildiği gibi, tek adam dönemleri, liderin iyi performans gösterdiği, gösterebildiği zamanlarda istikrarlı ve başarılı dönemler olabilir. Gençlerbirliği de, İlhan Cavcav'ın başkanlığında böyle dönemler yaşadı. 2000'lerin başı için, bu anlamda ‘prime dönem’ diyebiliriz. Ama İlhan Cavcav dönemi Gençlerbirliği, aynı zamanda futbol endüstrisinin gerektirdiği örgütsel değişimlere de ayak uyduramayan bir Gençlerbirliği oldu. Özellikle 2006'da ortaya çıkan ve kulübü bir iki basamak daha ileriye taşıma potansiyeline sahip olan muhalefetin önünün "naylon üyeler" ile kesilmesi, İlhan Cavcav'ın kulübü artık bir "aile şirketi" olarak gördüğünün ve bırakmak istememesinin kanıtı. Bu anlamda, 2006 bir dönüm noktası. 2006'dan bu yana, Gençlerbirliği, İlhan Cavcav başkanlığının kulübe katma değer getirdiği bir kulüp değil, aksine, Gençlerbirliği değerlerinin altını oyma pahasına zarar verdiği bir kulüp haline dönüşüyor.

 - Gençlerbirliği Spor Kulübü, A.Ş. uzantılı birçok futbol takımından farklı olarak şirket değil dernek statüsündedir. Bizim yönetim kurulumuz, divan kurulumuz, disiplin ve denetleme kurullarımız var, delegelerimiz var ama biz 45 yıl boyunca hep soyadı Cavcav olan tek bir adamın sözü ve etrafındaki birkaç çıkarcının yönlendirmesiyle yönetilen bir kulüp olduk. Bunun en somut örneği de, 2017'de İlhan Cavcav'ın vefatından hemen önce, dönemin başkan vekili Niyazi Akdaş'ın görevden alınıp yerine İlhan Cavcav'ın oğlu Murat Cavcav'ın getirilmesiydi. Dernekler yasasının çağa ayak uyduramayan boşlukları ve dernek içi demokratik denetim süreçlerinin eksikliğinden dolayı da, sonraki iki seçimde Murat Cavcav tek aday olarak girdi ve başkanlığını sürdürdü. Kulüp, Murat Cavcav döneminde iki kez küme düştü, kasadaki artıyı 130 milyon TL eksiye getirdi ve Gençlerbirliği’nin imajına da büyük bir erozyon yaşattı.

 Bu inisiyatifi şimdi almanızın sebebi nedir?

 - Çünkü yukarıda anlattığımız kulüp yapısındaki yönetimlerde, planladığımız hareketin bir karşılık bulamayacağını biliyorduk. Gençlerbirliği’nin tarihini de kaleme alan Tanıl Bora Hocamızın bir lafı vardır. Ta 2006, 2007 yıllarında söylediği bir sözdür bu: "Gençlerbirliği taraftarlığı yönetime rağmen yürütülen zor bir zanaattır." Orada, uzakta, fildişi kulelerin içinde bir "canavar" var ve sen o canavara rağmen taraftarsın. Şimdi bir geçiş dönemine girdiğimizi umuyoruz ve "yönetime rağmen" anlayışından çıkıp, kademe kademe "birlikte yönetişim" anlayışını kurmak istiyoruz.

 -Biz, yukarıda anlattığımız tüm bu çöküşün karşısında, Gençlerbirliği taraftarları olarak özellikle son bir yılda yoğunlaşmış olan bir başkaldırı hareketi içindeyiz. Bu mücadeleyi ise bizim tanımladığımız Gençlerbirliği kültürü, tarihi, değerleri üzerine oturmayan ve hatta bunların altını oyan bir yönetime karşısında verdik. Zaten kulübün geldiği durum da ortada.

 - Gençlerbirliği camiası için taraftarı sayıca az olan bir camia denir ama biz özellikle bu son bir yılda sesimizi fark yaratacak şekilde duyurmayı başardık. . Gençlerbirliği başkanı ve yönetiminin yaptıklarını kamuoyuna duyurup onları yalnızlaştırdık ve üzerlerinde bir baskı yarattık. Bu baskının da neticesinde ve elbette sportif başarısızlık ve borç yükünün de etkisiyle, Murat Cavcav artık devam etmeyeceğini açıkladı. Tribünlerin kapalı olduğu bu dönemde, sosyal medyayı çok etkin kullanarak, bu süreçte aktif bir rol aldık ve Murat Cavcav'ı artık devam edemeyecek noktaya getirdik.

 -Eskiden, başkan ve onun iş ya da sosyal hayatından arkadaşlarından oluşan yönetimler görürken, bu kez 10 Haziran'da yapılan genel kurulumuzda hem seçilen yeni yönetim kurulunda ve hem de diğer kurullarda Gençlerbirlikli insanları ve kulübe gerçekten katkısı olabilecek insanları da görüyoruz. Elbette hala ideal bir yapı kurulmuş değil. Kafamızda soru işareti yaratan isimler ya da hiç tanımadığımız isimler de var. Ama yine de yeni yönetimi, kabuk değişimi yaşayacağımız bu dönem için bir kazanım olarak görüyoruz. Geçiş sürecinde de, taraftarlar olarak aktif rol almak istiyoruz ve bu talebimizin yönetim tarafında da karşılık bulacağına dair son derece olumlu reaksiyonları alıyoruz.

 -Çalışma grupları girişimimize şimdi başlıyor olmamızın bir sebebi de bu olumlu reaksiyonlar. Keşke daha önce başlatmış olsaydık ama camia olarak enerjimizi, koltuğu tüm başarısızlıklara rağmen bırakmamakta inat eden bir ismi o koltuktan indirmek için harcamamız gerekti. Bir sene önce başlamış olsaydık bu çalışmalarımıza, belki de şimdi yeni yönetime sunabileceğimiz raporlarımız elimizde hazır olacaktı. Önce yıkmamız gerekiyordu mevcut yapıyı kısacası. Onu başardık. Şimdi yeniden inşa döneminde söz hakkı istiyoruz. Bu çalışma grupları da bu söz hakkı talebinin önemli bir parçası olacak.

 Gençlerbirliği taraftarları olarak bu tarz bir girişimle neyi amaçlıyorsunuz?

 -Şu anda attığımız aslında bir "ilk adım". Ne olmasını bekliyoruz? Çift yönlü bir iletişim gerçekleşsin istiyoruz kulüp ve taraftarlar arasında. Kitle kaynaklı (ya da popüler İngilizce söylenişiyle ‘crowdsourcing’) gibi yöntemleri kullanarak, taraftar ve camia bilgisinin, uygulama becerisinin (ya da hadi yine havalı biçimiyle know-how'ının) alan fark etmeksizin (veri toplama ve analizi, satış pazarlama, organizasyon, oyuncu izleme vb.) kulübün içerisine doğrudan enjeksiyonunu istiyoruz. Ufak ufak modellerini kurmaya başladığımız bir yapının ilk adımı olarak düşünebiliriz o yüzden.

 -Çalışma gruplarının temel amacı fikir üretmek. Burada gördüğünüz 4 kişinin, 10 kişinin tekelinde bir şey hedeflemiyoruz. Ortak aklın öne çıkardığı örnek temalar verilebilir elbette. Altyapı, oyuncu izleme, taraftar sayısını arttırma, taraftar ürünlerinin tasarımı ve pazarlanması, big data üzerinden rakip ve oyuncu analizi yapma vs. Ama bu girişimi, bir dikey örgütlenme haline getirmek, sadece küçük bir ekibin kafa yorduğu bir iş olsun istemiyoruz. Bunu tabana yaymak, Gençlerbirlikli olsun ya da olmasın, tabandan gelenlerin Gençlerbirliği ile ilgili tespitlerini, sorunlarını, dertlerini ve bunlara yönelik çözüm önerilerini dillendirdiği ve bu önerileri bir yapı içerisinde olgunlaştırdığı ve raporladığı bir süreç tasarlıyoruz. Bu süreç ile ilgili ne maddi bir beklentimiz ne de saygınlık devşirme gibi bir amacımız var, bu işe vakit ve emek ayırmaya gönüllü insanlarız sadece.

 -Bizim taraftar profilimiz, bir şeyler üretebilme ve uygulayabilme kapasitesine sahip bir profil olmasına rağmen, kulüp tarafından bugüne kadar dikkate alınmadı, önemsenmedi ve hatta çoğu zaman karşısına bir engel çıkarıldı. Bu girişimi tüm taraftarlara ne kadar yayabilirsek, o kadar başarılı olacağız diye düşünüyoruz. Yeri geldiğinde tartışan ama akıl birliğine varmayı da başarabilen, birbiriyle diyalog kurup birbirini ikna edebilen bir taraftar topluluğuyuz. Ülkedeki genel biat kültürünün aksine, Gençlerbirliklilerde bir tartışma kültürü vardır. Gençlerbirliği yönetimleri bu yüzden hep şanslıydı. Her ne kadar bu şansı kullanmayı bugüne kadar reddetmiş olsalar da yeni yönetimin bu beşeri birikimi kullanacağını umuyoruz. Bu çalışma gruplarında güzel çıktılar ortaya koyabileceğimizi düşünüyoruz. Özetle, Türkiye’deki futbol ortamının vasatlığına direnen niteliksel beşeri sermayemizin artık kulübe akmasını ve katma değerler üretmesini arzuluyoruz.

 -Bizim derdimiz temelde çeşitli sorulara cevaplar bulmak, çözümler üretmek. Bunu da Gençlerbirliği'nin kapasitesini, hedeflerini, ihtiyaçlarını dikkate alarak ama bir yandan da dünyadaki iyi örneklerden yola çıkarak yapmak. Mesela "taraftar sayımızı nasıl artırabiliriz?" sorusuna hepimizin vereceği yaratıcı cevaplar olacaktır. Örneğin biz niye Gençlerbirliği’nin doğduğu yer olan ve Ankara'nın en köklü liselerinden olan Taş Mektep'i yani Atatürk Lisesi'ni unuttuk? Neden uğramıyoruz oraya? Bu bir örnek sadece. Başka bir örnek, "Nasıl daha güzel taraftar ürünleri ortaya koyabiliriz?" sorusu. Yaklaşık 1.5 sene önce, bizim iki ODTÜ'lü taraftar arkadaşımız, kendi imkânlarıyla Gençlerbirliği'nin 1960'larda giydiği bir formanın retro tasarımını hayata geçirdiler ve belki de bugüne kadar kulübün kendi ürettiği hiçbir üründe olmadığı kadar profesyonelce ve kaliteli yaptılar.

 -Biz farklı bir camiayız, nevi şahsına münhasır sivil bir camiayız. Bizim arkamızda, Türkiye'de çoğu takımın aksine milyonlarca taraftar yok, siyasi bir destek yok, belediye desteği yok. Dolayısıyla, bizim mevcut futbol düzeninde, diğerlerinin gittiği yoldan giderek kendimize bir yol açmamız, var olmamız mümkün değil. Bizim farklı bir yol açmamız lazım, bu yolun da camianın niteliksel beşeri sermayesini harekete geçirerek, akılla, yaratıcılıkla açılabileceğini düşünüyoruz.            

 -Öncelikli hedefimiz, böyle bir çalışma grupları yapısını işler hale getirebilmek. Bu çalışma gruplarından somut çıktılar elde etmek istiyoruz. Bu çıktıları yönetimin dikkatine sunabilmek istiyoruz, yönetimin de bu çıktıları dikkate almasını istiyoruz. Yılda bir kez yapacağımız sempozyum benzeri geniş katılımlı toplantılarla, bu çıktıları kamuoyuna da sunmak istiyoruz. Sonrasında ise bu çalışma gruplarını sürdürülebilir kılmak, kulüp karar alma süreçlerinin asli ve bağımsız bir parçası haline getirebilmek istiyoruz. Akademik dille konuşmak gerekirse, Gençlerbirliği'nde eski usul köhne bir tek adam veya oligarşik bir yönetim değil, yeni nesil bir yönetişim istiyoruz. Bu söz hakkını, kulüpte bir karar alma kültürü değişikliği için istiyoruz.

 -Bu söz hakkı talebinin bir diğer ayağı da kulüp üyelikleri ile ilgili. Gençlerbirliği'nin 2000'i aşkın kulüp üyesi var ama bunların ekseriyeti Cavcav ailesinin ya da geçmiş yıllarda yönetimde yer almış isimlerin blok olarak yaptığı, Gençlerbirliği ile uzaktan yakından ilgisi olmayan ve bizim "naylon üye" olarak ifade ettiğimiz insanlar. Katılımcılığı sağlama yönünde, "naylon üyelerin" temizlenmesi ve gerçek Gençlerbirliklilerin kulübe rahatlıkla üye olabilmesinin önünün açılması da dolayısıyla önemli. Yeni yönetimin ve başkanın bu yönde de çalışmaları olduğunu duyuyoruz.

Bu girişiminizin bir şeyleri değiştirebileceğini düşünüyor musunuz?

 -Gençlerbirliği'nin beşeri/sosyal sermayesi yüksek demek, diğer kulüplerin beşeri sermayesi düşük demek değil. Dünya ve ülke futbolundaki eğilim endüstriyelleşmeye, daha da kâr odaklı olmaya doğru seyrediyor. Dolayısıyla, böyle bir yapı içinde taraftarların yapabilecekleri elbette var, ama sınırlı. Buna istekli kulüp bulmak gerekiyor. Örneğin Liverpool bu sene, kulüp yönetim kuruluna, taraftarlar derneğinden temsilcilerin de dâhil edileceğine dair bir karar aldı. Bu istisnai bir örnek tabii ki. Benzer örnekleri, alt seviye takımlarda ve sivil toplumun kuvvetli olduğu veya sendikal örgütlenme geleneğinin derin olduğu Almanya gibi ülkelerde görmek mümkün. (Türkiye'den bir örnek olarak Akademi Sakaryaspor'u burada anmak ve alkışlamak gerekiyor.) Örnekler de gösteriyor ki bu tür yeniden yapılanmaların taraftar sayısı büyük kulüpler yerine göreceli olarak daha küçük kulüplerde gerçekleşmesi daha olası. Gençlerbirliği’nin de böyle bir kulüp olması kurmaya çalıştığımız yeni yapının yeşermesi adına bizce büyük bir avantaj. Örneğin böylesi bir girişimi, öncelikleri çok farklı olan büyük çaplı kulüplerde yapmanız, yapsanız bile karşılık bulmanız çok zor.

 -Bizim Gençlerbirliği camiasındaki yapımızın çoğunlukçu değil, çoğulcu bir yapı olması da diğer bir avantajımız. Bizim de bazıları çok ufak bazıları daha büyük taraftar gruplarımız var ama asgari müşterekte buluşabildiğimiz ve tartışabildiğimiz için durumu kendi lehimize çevirebileceğimizi özellikle son bir yılda çok güzel gösterdik. Dolayısıyla, çalışmalarına başladığımız Taş Mektep projesi, sadece tek bir taraftar grubuna ait bir girişim değil, tüm taraftarları ve hatta Ankara'da yaşayıp Gençlerbirliği taraftarı olmayanları da yatay olarak kesen bir girişim.

 -Tüm bunları kendimizi yüceltmek, övmek için söylemiyoruz. Ama bu kulüp geçmişten bugüne böyle gelmiş. 1950'li, 1960'lı yıllarda Ankara'ya üniversite okumak için gelmiş gençlere bizim kulübümüz bir kapı açmış, onlara top oynatmış. O çocuklar sonra futbol kariyerlerini takiben yüksek bürokratlar, memurlar, sanatçılar olmuşlar. Dünyaca ünlü ressam Burhanettin Doğançay örneğin, Gençlerbirliği'nde uzun yıllar başarılı bir kariyer yapmış. Bu böyle gelmiş. Kimine göre defo, kimine göre avantaj olabilir ama bir durum analizi olarak bunu ortaya koymak lazım. Bugün U19 takımımızın orta sahasında oynayan Hasan Alp, geçen yıl ODTÜ İnşaat Mühendisliği'ne başladı örneğin. Çok kıymetli bir şey bu.

 -2021 Haziran ayındayız. Biz küme düşmüş, borçlu bir şekilde küme düşmüş, imajı yerle bir edilmiş bir kulübüz ama tüm bunlara rağmen Gençlerbirliği taraftarı olarak biz şu anda umutluyuz. Çünkü artık demokratikleşme ve şeffaflaşma anlamında kulüpte bir zihniyet değişikliği ihtimalini görüyoruz ve diğer tüm olumsuzluklara rağmen bu bizi umutlandırıyor. Kongrede, sadece ortaya yüzlerce milyon lirayı cebinden koymayı vadeden ama bu zihniyet dönüşümüne dair bir ipucu vermeyen bir başkan seçilmiş olsaydı, biz şu anda karşınızda bu kadar umutlu umutlu konuşuyor olmayacaktık. Tedirgin olacaktık aksine gelecek için. Bu tavır çok bulunabilecek bir şey değildir dünyada. Elbette bu yönetimin de defoları var, defoları olacak. Koşulsuz ve sonsuz bir destek tabii ki vermiyoruz hiç kimseye. Niyazi Bey ve bu yönetim, belki gelecek sene, belki 4 yıl sonra yerini başkasına devredecek. Gelecekte o koltukta oturan isimler değişebilir ve belki de değişmelidir. Ama yapısal bir müdahalede bulunabilmek için, kulüpteki köhne zihniyeti katılımcı ve şeffaf bir zihniyete dönüştürebilmek için, yeni yönetimi bir fırsat olarak görüyoruz. Onların da bu sürece destek vereceğini ümit ediyoruz.

 -işe yarayacak mı sorusunun cevabından emin olmamız mümkün değil. Ama umutluyuz ve tüm Gençlerbirliği taraftarlarını da bu sürecin bir parçası olmaya çağırıyoruz!

Kaynak: Burak Özdemir /Goal.com