Voleybol
Giriş Tarihi : 30-03-2020 12:18   Güncelleme : 30-03-2020 12:18

Hayalim Halkbank kaptanlığı, İtalya ve olimpiyat

Hayalim Halkbank kaptanlığı, İtalya ve olimpiyat

Fransız şair ve düşünür Paul Valerý, “Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyumaktır” demiş. Aşağıdaki söyleşide rüyası, hayalleri, yüksek hedefleri olan, bunlarla yaşayan bir genç sporcu var.

Güzel Türkçemizde de “Marifet iltifata tabidir” şeklinde haklı bir aforizma vardır. O nedenle bu iltifatları yapacağız.

Halkbank Spor Kulübü’nün seçip, yetiştirip Türk voleyboluna kazandırdığı Efe Bayram, taraflı tarafsız herkesten sevgi, belki daha da önemlisi saygı görüyor. 18 yaşına iki ay önce basan genç smaçör 16 yaşında Şampiyonlar Liginde forma giydi, Türk Milli Takımı’na davet edildi, Filenin Efeleri arasına katıldı. Beyefendi, aynı zamanda hırslı, genç ama fazlasıyla olgun, liderlik vasıflarının sinyallerini veriyor.

İçinde bulunduğumuz zor zamanların ruhuna uygun olarak, Halkbank’ın Süpermen’i ile sosyal medya üzerinden söyleştik.

Voleybol, bir anlamda Halkbank öykünü anlatır mısın? Kulübün sende çağrıştırdıkları neler?

Halkbank Spor Kulübü benim evim. Kariyerimdeki en önemli müsabakalarımı, en özel duygu ve anlarımı, en büyük sevinçlerimi bu camiada yaşadım ve umarım yaşamaya da devam edeceğim. Ama bundan da önce bu kulübün altyapısından yetiştiğimi, kültür aldığımı söylemeliyim. Darısı her genç sporcunun başına.

Voleybolun içinde ve dışındaki Efe’yi anlatır mısın? Prensiplerin, olmazsa olmazların, kırmızı çizgilerin… 

Saha içerisinde çok daha enerjik, hareketli bir yapıya sahibim. Sosyal yaşamda farklı bir Efe var diyebiliriz. Voleybolda en temel prensiplerimin başında çalışmak geliyor. Kendi adıma her gün, her zaman daha iyisi için sınırlarımı zorluyorum. Kırmızı çizgim de yenilgidir ki, kabullenemiyorum. Antrenmanlarda kendi aramızda yaptığımız müsabakalarda bile kaybetmeyi hazmedemiyorum. Olmazsa olmazlarım arasında da antrenmandan önce kahve içmek diyebilirim.




Voleybolun dışında bir de okul yaşamın var. Buradaki hedefin nedir?

Voleybol ve okulu birlikte götürmek her ne kadar zor olsa da imkansız değil. Bu sene gerçekten çok yoğun bir tempomuz var; ligde her üç günde bir müsabaka. Şampiyonlar Ligi maçları, deplasmanlar derken okulda zorlandığım zamanlar oldu. Okuldan uzak kaldığım zamanlarda çözüm üretmeye çalıştım, yolculuklarda test çözmek, arkadaşlarımdan kaçırdığım konuları almak gibi... Şu anda evde olduğum için çalışmak, eksiklerimi gidermek çok daha kolay oluyor. Eğitim hayatıma da kesinlikle devam etmek istiyorum. Öncelikli planım, sınavdan iyi puan alıp klas bir okulu kazanmak.

Voleyboldaki hedeflerini de öğrenmek isteriz. Milli Takım, Halkbank kaptanlığı, İtalya…

Halkbank’ta takım kaptanı olmak rüya gibi. Bir de çocukluğumdan beri hedefim ve hayalim olan İtalya Ligi'nde forma giymek, ülkemizi Avrupa'da layıkıyla temsil etmek. Bunları başarmak için yeteri kadar inancım, zamanım ve hırsım var. Bir de çalışma azmim. Saydığım aşamaları geçersem, Milli Takım’ın da değişmez elemanı olmak isterim. Belki de Milli Takım’la olimpiyatlara gitmek... Kulübümün katkısıyla hedeflerime birer birer ulaşacağımı düşünüyorum.

Takımın en küçüğü olarak yer almak nasıl bir duygu? 

Kendimi gerçekten çok şanslı ve mutlu hissediyorum. Alt yapısında uzun süreler oynadığım, oynamaya devam ettiğim kulübümün A Takımına yükselmek, burada forma giymek gerçekten gurur verici. Ama bir bisikletçi gibi hızlanmak, düşmemek için daha da hızlanmak gerektiğine inanıyorum; tek anahtarın çalışmak olduğunu biliyorum.

Sana rekabet desek…

Rekabet, bir amaç doğrultusundaki yarıştır desek yanlış olmaz sanırım. Takımımızda da bunun örnekleri çokça var. Özellikle kendi mevkiimde sezon başından beri takım arkadaşlarımla büyük bir rekabet içerisindeyiz. Elbette birbirimize saygı duyarak. Gerek antrenman performansları, gerek maç performansları konusunda tatlı bir rekabet var. Bu rekabet beni daha çok ateşliyor ve daha çok motive ediyor. 

Takımın gidişatını nasıl değerlendirirsin? Zorunlu ara olmasaydı, neler görebilirdik?

Gerçekten potansiyeli yüksek, dinamik bir ekibiz. Takım içerisinde iletişim gerçekten üst düzeyde, dostluk da. Sezona istediğimiz gibi başlayamadık, çünkü her şey yeniydi. Kaybettiğimiz maçlarda bile çok iyi top oynadık. Fakat şanssızlıklar, yaptığımız basit hatalar nedeniyle sonuç alamadık. gidemedik. İkinci yarıya daha iyi başladığımızı düşünüyorum. İlk bölüme benzeyen birkaç senaryo oldu fakat bu devre istediklerimizi sahaya daha çok yansıttık. Bu ara olmasaydı ilk hedefimizi Türkiye Kupası olarak belirlemiştik. Orada fark yaratıp, iyi bir sinerji ile playoff etabına başlayıp herkese bambaşka bir Halkbank seyrettirmek istiyorduk.

Dünyada spor stop etti. Takım da öyle. Bu süreci nasıl geçiriyorsun? 

Evet ne yazık ki bütün dünyamızı olumsuz etkileyen bir salgınla karşı karşıyayız. Elbette bizi sporcuları da derinden etkiledi. Takım olarak kondisyonerlerimizin gönderdiği programlar doğrultusunda evde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Hatta, bu aralar idmanlar günde ikiye çıktı. Bu süreçte sabahları uyanınca, aç karına antrenmanımı yapmaya özen gösteriyorum. Daha sonra ailemle kahvaltı yapıyoruz, film-dizi izliyoruz, kitap okuyoruz, oyun oynuyoruz. Derslerim için zaman buluyorum. Tüm Türk halkı gibi bu tehlikeli süreçte evlerinden çıkmıyoruz. Bu çağrıyı bir kez de ben yapmak istiyorum: Lütfen evinizde kalın, çünkü evde hayat var.

Üstesinden geleceğiz

Antrenman yapsan bile takım oyunu oynayan sporcuların bireysel idmanları dışında, sonunu kestiremediğimiz bu süreçten sonra takım oyununa nasıl adapte olacağını düşünüyorsun?

Zor bir süreç olacağı kesin, fakat buna olabildiğince çabuk adapte olabilecek bir takım kimyasına sahibiz. Sezon başına nazaran daha çabuk adapte olacağız çünkü birlikte onlarca, yüzlerce karşılaşmaya, ,antrenmana çıktık, birbirimize alıştık. Bunun da üstesinden geleceğimize inancım tam.




Bu zorunlu evde kalma durumu, sakatlık yaşamayan sporcular için empati kurma dönemi olabilir mi?

9-Kesinlikle evet, olabilir. Sakatlık yaşayan sporcu arkadaşlarımızı bu süreçte çok daha iyi anlıyoruz. Ben kendi adıma işin psikolojik boyutunun gerçekten çok önemli olduğunun farkına bir kez daha vardım. Bu süreçte benim herkese önerim pozitif kalmaya çalışmak, negatif düşüncelerden uzaklaşmak.

Birer cümle ile arkadaşlarım

En küçük olarak, takım arkadaşlarını birer cümle ile tarif eder misin?

En çalışkan: Hasan Yeşilbudak

En komik: İbrahim Emet

En şık giyinen: Faik Samet Güneş

En güçlü: Metin Toy

En çok uyuyan: Furkan Aydın

En iyi şarkı söyleyen: Georgi Seganov

En çok müzik dinleyen: Hakkı Çapkınoğlu

En pozitif: Orçun Ergün

En sakin: Dmitrii Bahov

En sinirli: Gökhan Gökgöz 

En sessiz: Toncek Stern

En çok PUBG oynayan: Volkan Döne

Birlikte en fazla geçirdiğim: Abdullah Çam

En çok yemek yiyenler ben ve Abdullah Çam