Ankaragücü, Elazığspor deplasmanında aldığı 5-0’lık ağır mağlubiyetle camiasını hayal kırıklığına uğrattı. Bu sonuç, yeni başkan İlhami Alparslan’ın ilk maçında yaşadığı tatsız bir başlangıç olarak kayıtlara geçti.

Aslında Ankaragücü için bu tabloya gelinmesi sürpriz değildi. Muhammet Yaman başkanlığındaki dönemde, İlhami Alparslan taşıma suyla değirmen döndürmeye çalıştı. Lige kötü başlayan sarı-lacivertliler, İlhami Alparslan’ın sürece daha fazla dahil olmasıyla sorunları kısmen aşmış, belirli bir ivme yakalamıştı.

Ancak boyunu aşan problemlerle baş edemeyen Muhammet Yaman’ın ardından, İlhami Alparslan yalnızca 4 gün önce başkanlık görevine seçildi. Camia, takımla güçlü bağı bulunan Alparslan’ın bu göreve gelmesiyle birlikte Ankaragücü’nün yükselişe geçeceğine inanıyordu. Beklenti büyüktü, umut yüksekti.

Ne var ki evdeki hesap bir kez daha çarşıya uymadı.

Bu mağlubiyeti doğru okumak gerekiyor. Bu bir yol kazasıdır. Sosyal medyada yapılan sert eleştiriler ise gerçeği göz ardı ediyor. Çünkü bu takım sağlıklı şekilde kurulmuş bir kadro değil. Faruk Koca ve Emre Yıldız döneminden kalan, büyük bölümü başarısız transferlerden oluşan bir yapı ve altyapıdan gelen genç oyuncularla ayakta durmaya çalışıyor.

Kadro mühendisliği yapılmadı. Üstelik, kendisine “kral” yakıştırması yapılan Mustafa Kaplan’ın tartışmalı kararlarıyla, takımda kalması gereken isimlerle yollar ayrıldı. Tüm bu tabloya rağmen, Recep Karatepe bu takımı ayağa kaldırdı. Kimseye şampiyonluk vadetmedi; hedefin play-off olduğunu net şekilde söyledi.

Bu nedenle Elazığspor yenilgisini büyütmeden, kimseyi kırmadan ve yıpratmadan yola devam etmek gerekiyor.

Gençlerbirliği’nde Yeni Dönem

Gençlerbirliği cephesinde ise umut veren bir değişim rüzgârı esiyor. Geçtiğimiz hafta yapılan genel kurulda yeni yönetim göreve başladı. Kulübün belki de son şansı, Arda Çakmak liderliğinde oluşturulan bu yönetim.

Hafta içinde görev dağılımı yapıldı ve basın sözcülüğü görevine Mehmet Şanal getirildi.

2000’li yıllara yaklaşırken Sabah Gazetesi’nde Gençlerbirliği muhabirliği yaptığım dönemde, kulübün basın sözcüsü Mehmet Hacıalioğlu’ydu. Basınla iç içeydi, iletişime açıktı. Kamplara, hazırlık maçlarına birkaç gazeteciyle birlikte gider, görevimizi rahatça yapardık.

Bu vesileyle, geçirdiği rahatsızlık sonrası ameliyat olan ve hızla iyileşen Hacıalioğlu’na geçmiş olsun dileklerimi bir kez daha ileteyim.

Ardından Muammer Akyüz geldi; o da basınla güçlü bağlar kurmuştu. Hakan Kaynar döneminde ise sağlıklı bir iletişim ortamı yakalandı. Sonrasında ne yazık ki Gençlerbirliği’nde basın sözcüsüne ulaşmak neredeyse imkânsız hale geldi; bazılarıyla hiç tanışma fırsatı bile olmadı.

Bugün ise tablo değişiyor.

Mehmet Şanal, göreve geldikten henüz bir hafta geçmeden Ankara’daki spor gazetecileriyle bir araya geldi. Genç, güler yüzlü ve en önemlisi iletişimin gücüne inanan biri. Zaten kendisi de iletişim alanında çalışıyor.

Bu nedenle, onu bu göreve getiren Arda Çakmak ve Mehmet Şanal’a teşekkür etmek gerekiyor.

Son olarak şunu hatırlatmak isterim:

İlhan Cavcav, Türk futbolunun duayeni olurken, bunu yalnızca sportif başarıyla değil, iletişime açık duruşuyla da başardı. Gençlerbirliği’nin bugün yeniden bu çizgiye dönmesi, kulüp adına son derece kıymetlidir.