Reklamı Geç
 Miras Ağır Geldi
Necmi Kepçetutan

Miras Ağır Geldi

Bu içerik 1783 kez okundu.

Milliyet Gazetesi'nde spor muhabirliğine başladığımda tarih 27 Haziran 1988’di. Gençlerbirliği sona eren sezonda 30 puanla küme düşmüş, Başkentin 1. Ligdeki tek temsilcisi olarak Ankaragücü kalmıştı.

Şefimiz Zeki Çol, üç günlük muhabir olmama rağmen Ankaragücü ve Gençlerbirliği’ne beni  gönderme “cesaretini” göstermişti. Cesaret diyorum. Çünkü kulüpleri  takip eden isimlerin hemen hepsi çok deneyimli ve güçlü. Hürriyet, Milliyet, Tercüman, Günaydın, Güneş. Gazete çok. Gazeteci çok. En ufak haber için müthiş bir rekabet var. Şimdiki gibi kolay değildi işler.  İlk görevim Ankaragücü’ne Boluspor’dan transfer olan Hayrettin Kılıç’ın imza töreniydi. Milliyet İzmir Caddesi'ndeydi.  Türkiye’nin en iyi foto muhabirlerinden Selçuk Mumcu ile gitmiştik Tandoğan’daki tesislere. Belediye otobüsüyle.  Acayip mutluydum da dönüş otobüsünde Selçuk abinin “ Oğlum bu iş iş değil. Kendine başka bir yol  çiz” demesi garibime gitmişti. 

Gazeteciler için ilk imza çok ama çok önemlidir. O zamanlar her habere imza konmazdı. Maçlar istisna.  Gençlerbirliği, Polatlıspor ile hazırlık maçı yapacaktı. Görev yine Selçuk ağabey ile benimdi.  O zamanlar bizim servise özel aracımız vardı. Şoförümüz Fethi’nin biraz da külüstür Reno 12’sine atladık. Güneş Gazetesi'nden Nezir Önal da bizimle.  Gençlerbirliği maçı 6-0 kazanırken, lige dönüş sinyalini vermişti. İlk deplasman görevi ve ilk imzam maç yazısında çıkmıştı . Bu nedenle Gençlerbirliği’nin gazetecilik hayatımda özel bir yeri vardır.




Kulüp, daha Vehbi Koç Yurdu'nun altındaki nohut oda bakla sofa binasındaydı. Yönetim kurulu toplantıları genellikle dışarıda Konya Yolu'ndaki Kurt Yüzme İhtisas’da yapılırdı. Erkan Kural yönetiminde Metin Diyadin. Olkan, Rasim, Fevzi gibi gençlerden Avni, Muammer, Şirin, Hajrudin, Nezihi gibi deneyimli isimlerden kurulu takım, 1988 -89 sezonu sonunda şampiyon oldu. Gençlerbirliği bir sezon arada sonra yeniden 1. ligdeydi. Böyle başladı hikaye

Başkan İlhan Cavcav’ın ticari zekası, futbol bilgisi, Ayhan Sümer, Zeki Ünaldı, Öner Aktürk, Atilla Aytek, Muammer Akyüz daha bir dolu yöneticinin,  büyük katkılarıyla kırmızı siyahlılar için sportif, ekonomik ve  tesisleşmede büyük adımların atıldığı bir süreç başladı. Zamanında çorba parası bulamayan, deplasmana yönetici araçlarıyla giden takımın önünde yepyeni bir dönem vardı artık. Dönemin başbakanı Turgut Özal’ın verdiği 1 milyar lira ile Beştepedeki araziye iki katlı kulüp binası ve çim saha yapıldı. Çim saha deyip geçmeyin. Çok önemliydi, çok kıymetliydi o devir. Tesis müdürü eski gol kralı Fikri abi (Fikri Elma) gözü gibi bakardı çimlere. Gazetecilere basmayın diye çıkışır, oyuncuları da antrenman dışında sokmazdı sahaya .

Kimsenin aklında yokken Başkan İlhan Cavcav  Arjantin’den Zacarias, Rinaldi’yi aldı. İzlanda milli takımının kaptanı Edvaldson geldiğinde havalanında yüzlerce araçlık konvoyla karşılandı. O seneki TSYD kupasında tribünler doldu bu oyuncular için.  Yükselişin ilk tuğla taşları o sezon döşenmeye başladı.  Cavcav, Afrikaya da el attı herkesten önce. Kona, Khuse, Mosheou’lu takım büyük sükse yaptı. Gençlerbirliği alt yapısı üretmeye başladı. Bu ürünlerin en fiyakalısı Tarık Daşgün’ün Fenerbahçe tarafından kaçırılması bir dönüm noktası daha oldu. Pazarlıklar sonucu kasaya giren 100 milyar lira bonservis parası kulübün ilk ciddi sermayesiydi. İlhan Cavcav her fırsatta söylerdi “ Allah Fenerbahçe’den razı olsun. Bu parayla bugünlere geldik” diye. Türk futbol piyasası, üç büyükler yolu Gençlerbirliğinden geçen oyuncularla dolup taşıyordu. Kimler yoktu ki. Rahim, Ali Eren, Metin Diyadin, Erkan, Osman, Ali, Ümit Karan, Ümit Özat, Ahmet Hassan, Mosheou, Youla, Serkan, Nezihi, Okan, Veysel. Arada İlhan Mansız gibi atlanan yeteneklerde oluyordu ama o kadar kusur kadı kızında da olurdu. Gençlerbirliği üretiyor, buluyor. Bire aldığını ona, yüze satıyordu.  Geremi’nin Real Madrid’e 4.5 milyon dolara satılması da bu işin zirvesiydi adeta.

Kasasında milyonları, daha da büyütülen ve modernleşen mükemmel tesisleri günü gününe yapılan ödemeleriyle Gençlerbirliği futbolcular için en güvenilir limandı artık. Üç büyüklere kök söktürülen yıllar da başlamıştı. Samet Aybaba’nın çoluk çocukla Fenerbahçe’ye karşı kazandığı Türkiye Kupası'nın ardından herkes lig şampiyonluğu beklemeye başladı kırmızı siyahlılardan. Zorluklardan, yokluklardan gelindiği için olsa gerek İlhan Cavcav, çok para harcatacak işlerden, hocalardan hep kaçındı.  Ersun Yanal döneminde yakalanan ivme, Avrupa Kupalarındaki başarılar,  şampiyonluğun kıyısından geçildiği sezon tek istisna idi. Zaten duayen başkan olarak belleklere kazınmıştı, Türk futbol tarihinde O’nun gibisi yoktu. Ama şampiyon takımın başkanı olarak tarihe geçme hırsına kapılmak yerine ayağını yorganına göre uzatmayı tercih etti hep. Tek amacı evladı gibi gördüğü Gençlerbirliği  O’nun olsun ve rahat yaşasındı, sıkıntıya düşmeden. Belki de haklıydı. 

Büyük karizmaydı İlhan abi. Tarihin en çok hoca yollayan başkanıydı. Saymakla bitmez. Devre arasında tribünden kağıt atarak oyuncu değiştirin derdi. Teknoloji ilerleyince cep telefonu kullanmaya başladı. Kafası attığında, inanmadığında veya “Bu hoca bize çok para harcatacak” fikrine kapıldığında bir gün önce sözleşme imzaladığını ertesi gün kapı önüne koymaktan çekinmezdi.   Hele takım kötü gidiyorsa hiç beklemez hemen pozisyonunu alırdı.  Futbolu bilirdi. Oyuncunun paranın kokusunu aldığında üşenmez atlardı uçağa. Güney Amarika ve Afrika’yı ayak yolu yapmıştı. Herkesi dinlerdi gene de bildiğini okurdu. Futbol dünyasında müthiş bir ağırlığı vardı. Hatası, yanlışı yok muydu? Bir sürü. Ama kulübün durumuna bakıldığında sevapları sanki daha fazlaydı. Eserleri ortadaydı. Hep “ Ben gittikten sonra bu kulübün hali ne olur? Bu paraları çar çur ederler” derdi. Tek adamdı İlhan abi. Belki de en büyük hatası yerine birini yetiştirememesi ya da yetiştirmemesi oldu. Kimseye güvenmedi. Gençlerbirliği’ne böyle dönemlerde lazım olacak tecrübeli, öngörülü, sağla solla iletişim kuracak, federasyona baskı yapabilecek bir dolu ismi zamanında muhalif diye tasfiye etmese, küstürmeseydi keşke.   Kulübü en yakınına oğlu Murat Cavcav’a teslim ederek geçen yıl aramızdan ayrıldı.  Ardında büyük bir isim ve büyük bir miras bırakarak. Çok sevdiği, binbir emek zorlukla var ettiği takımı bir yılda darmadağın oldu. Ne hazindir ki, İlhan Cavcav sezonunda gözü gibi baktığı takım, oğlunun başkanlığında alt yapısından çıkardığı Ümit Özat’ın hocalığında 29 yıl aradan sonra göz göre ligden düştü.  O yaşasaydı eminim böyle olmazdı . İki adam alırdı. Hocayı yollardı. Tecrübesiyle ne yapar eder takımı ligde tutardı.

Futbolun doğasında düşmek de var.  Ankaragücü de düştü ama içi boşaltıldığı için. Beş parasız kaldığı için.  Bir yanda yokluk içinde gidip yokluk içinde küllerinden yeniden var olan Ankaragücü. Diğer yanda varlık içinde yokluk çeken Gençlerbirliği.  Herhalde kimse şu anda Murat Cavcav’ın yerinde olmak istemez.  O’nun da uykuları kaçıyordur. Ama gerçek şu ki bu büyük miras O’na ve ekibine biraz ağır geldi. Taşıyamadılar. Şimdi şapkayı koyup düşünme  zamanı. Beceremedik deyip gitmek de var. Hatalardan ders çıkarıp doğru işler yapmak da. Cavcav’ın karşısında iddialı bir rakip eski yönetici Arda Çakmak da var.  Bakalım bu mirasa nasıl sahip çıkacaklar? Umarız ve dileriz ki Gençlerbirliği Süper Lige dönmek için komşusu kadar beklemez de yürekler fazla sızlamaz.  
 
    

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Coşkun Yurteri     2018-05-14 Ders niteliğindeki yazınız için çok teşekkürler. Kongre üyeleri, biraz da kolaycılığa kaçarak işlerin aynen devam etmesini istedi. Olsa güzel olurdu! Lakin mirasın altında kalındı. Rahmetli yaşasaydı ne yapardı diye soranlara cevap basit. Geç kalmadan hocayı değiştirir, işi çözerdi. Bitime üç dört hafta kala bile çare bulunabilirdi. Bu göz göre göre düşüş sürecindeki basiretsizlik ürkütücü. Liderlik vasfı kalıtsal değil maalesef. Umarım yanılıyorumdur.
Coşkun Yurteri     2018-05-13 Ders niteliğindeki yazınız için çok teşekkürler. Kongre üyeleri, liderlik vasfının kalıtsal olmadığını biliyorlardı ama vasiyete saygı gösterildi. Biraz kolaycılığa da kaçıldı sanki. İş aynen devam etseydi güzel olurdu! Lakin mirasın altında kalındı maalesef. Rahmetli yaşasaydı ne yapardı diye soranlara cevap basit. Fazla geç kalmadan hocayı değiştirir, işi çözerdi. Bitime üç dört hafta kala bile çare bulunabilirdi. Bu göz göre göre düşüş sürecindeki basiretsizlik ürkütücü. İnşallah yanılıyorumd
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Göztepe'de Bayram Bektaş Dönemi
Göztepe'de Bayram Bektaş Dönemi
Ç.Rizespor İbrahim Üzülmez İle Nikah Tazeledi
Ç.Rizespor İbrahim Üzülmez İle Nikah Tazeledi