Reklamı Geç
'Lafla peynir gemisi yürümez'miş
Yaşar Önel

'Lafla peynir gemisi yürümez'miş

Bu içerik 323 kez okundu.

“Ayıptır günahtır” başlıklı, bir önceki yazımda, Şanlı Ankaragücü’nün Tandoğan Tesisleri’nin içler acısı halini ve altyapı takımlarının çilesini yazmıştım. Belli ki, birileri çok rahatsız olmuş. Basın sözcüsü, kardeşim olarak gördüğüm Tuna Yılmaz, “Lafla peynir gemisi yürümez” diyerek, cevap vermiş. Yazısını dikkatlice okudum. “Yıllardır tanırım, böyle güzel Türkçe kullanabiliyor ve meramını böyle güzel ifade edebiliyormuş, biz bu cevheri neden görmemişiz? Yöneticilik yaptığımız Ankara eklerinde değerlendirebilirmişiz. Tüh, kaçırmışız böyle bir yeteneği” diye de hayıflandım doğrusu.

 

Tuna’nın yazısı çok uzun. Bu yazı da ister istemez uzun olacak. Sonuna kadar okursanız sevinirim.

 

Özellikle, “… antrenman sahasının durumunu gördüğünde, altyapıyı ve basketbol şubesini bedava gibi komik bir rakama istemeyip, daha ciddi, daha gerçekçi tekliflerle gelip, dramatize ettiğin gençlik yıllarının geçtiği kulübe ekonomik katkıda bulunacak adımlar atsaydın. Sanırım altyapı ve basketbol şubesini bedavaya alamamanın verdiği ruh haliyle bildiğin gerçekleri saptırarak yazı yazıyorsun!” iddialarına karşılık vereyim.

 

O GÜNLERİ UNUTMADIK

 

Tuna kardeşim, Ankara eki yayın yönetmenliği yaptığım dönemde, ki sayın Cemal Aydın’ın başkanlık dönemidir, istesem kulübe bin kez üye olur, yönetime de girerdim. Elimdeki Sabah Ankara eki gücünü sen de yakından biliyordun. “Gelip geçerken uğradım” bahanesiyle, kapıdan kafayı uzatıp, geri gidenlerin isimlerini yazsam, sayfalar yetmez. Senin de içlerinde bulunduğun kardeşlerim (Özellikle yanında geldiğin tosun Hakan Arslan) çatkapı odama dalardınız. Seviliyordun yani. 
Bugün seninle aynı yönetimde bulunan başkanlar ise randevu ile yanıma gelirdi, iki satır haberleri ekte yayımlansın diye gözümün içine bakarlardı. Yaşlandık, emekli olduk ancak o günleri de unutmuş değiliz.

 

YERİMİZİ BİLELİM

 

Canım kardeşim Tuna, sayın Başkan Mehmet Yiğiner henüz göreve yeni gelmişken, İstihbarat Şefi olarak çalıştığım Sabah Gazetesi’nin Ankara ekini ziyaret etmişti. Benim ziyaretten daha sonradan haberim oldu, telefonla arayıp, “Ayıp olmuyor mu? Gazeteye geliyorsun, bize uğramıyorsun” dediğimde, sayın Başkan, “Abi, seni ayrı seviyoruz. Yarın Melike (o zamanki ekonomi muhabirimiz) ile nüfus cüzdanı fotokopini ve 2 fotoğraf yolla, seni kulübe üye yapalım” karşılığını verdi. Üyelik giriş ücreti ödeme ısrarımı geri çevirdi. 
Ben, her yerde ve her zaman söylüyorum, Beni Ankaragücü’ne Mehmet Yiğiner üye yaptı. İstemese yapmazdı. 
Tuna bey kardeşim, ben ilk üyeliğimden sonra Başkan Yiğiner’in listesi için oy kullanırken, sen polis bariyerlerinin dışındaydın. Bir de, üye olduktan sonra iki yıllık aidatımı bir seferde ödedim. Bir tek bu yılın aidatı borcum var, öderiz en kısa sürede.

 

FUTBOL ALTYAPI PROJEM

 

Şimdi gelelim, altyapı ve basketbol şubesini alma konusuna:

 

Yaklaşık 2,5 yıl önceydi. Aylardan da Nisandı. Telefonla arayıp, “Bir görüşelim, altyapı ile ilgili projem var” dediğim sayın Yiğiner, ertesi gün için Beştepe Tesisleri’ne randevu verdi. Başkan, o günlerde istifa etmişti. Şaka yollu, “İstifa etmiş başkanın kulüpte ne işi var?” dediğimde, “Davul hala benim sırtımda” karşılığını verdi. Sayın Yiğiner’i Beştepe Tesisleri’nde, ziyaret ettim. Senin yazına, “Ağzına sağlık. Bu işler herkesin harcı değildir” yorumu yapan, o günkü başkan(!), Yiğiner’in karşısında iki büklüm oturuyordu. Ben odaya girip de kucaklaştıktan sonra, Başkan, “Hadi abiciğim, sen bak işine” diyerek, O’nu yolladı.

 

Başkan Yiğiner’e anlattığım altyapı projem şuydu:

 

Tandoğan Tesisleri’ni, futbol altyapısı ve okul etüd merkezi olarak yeniden düzenleyelim. Boya ve badanasını yeniden yapalım. Tesislerdeki küf kokusunu giderelim. Yukarı kattaki salonları dershane olarak düzenleyelim. Türkçe, Matematik, İngilizce, Sosyal Bilgiler ve Fen Bilimleri derslerini öğretmek üzere birer öğretmen ile ücretli olarak anlaşalım. 
Cumartesi ve Pazar günleri, evinde kahvaltısını yapan spor okulu çocukları, en geç saat 10.00’da tesislere gelsin. 45’er dakikadan 5 ders okul eğitimi görsünler. Öğle yemeğini kulüp karşılasın. 1.5 saat sahada futbol antrenmanı yapsınlar, 30 dakikada etüd salonunda video ile görsel eğitim alsınlar. Akşam yemeğini de yesinler ve saat 20.00’de tesislerden ayrılsınlar. Veli isterse çocuğunu kendisi getirip götürsün. İstemezse, servis ile kulüp evine bıraksın.

 

Hafta içinde bu çocukları okullarından servis ile toplayalım. Saat 17.00’de tesislerde buluşturalım. Önce, hafif aperatif ile açlıklarını erteleyelim. Ardından 1.5 saat antrenman verelim. Saat 19.00’da etüd merkezine alalım. Belletici öğretmenler nezaretinde 1.5 saat ders çalışsınlar, ödevlerini yapsınlar. Saat 20.30’da akşam yemeklerini kulüpte yesinler ve servisler ile saat 22.00’den önce evlerine bırakalım.

 

Okuldan alınmış, dersine çalışmış, ödevlerini yapmış, futbol eğitimini almış, duşunu yapmış, karnını doyurmuş çocuk için binlerce veli Ankaragücü’ne başvurur.

 

Rıdvan Dilmen, Tanju Çolak, Metin Tekin, Oğuz Çetin, Hakan Şükür ve daha nice yıldız futbolcuların toprak sahalarda yetiştiğini hatırlatarak, şunları söyledim:

 

Tandoğan sahasını üçe bölelim. Birinci bölümde kum saha olsun, çocuklarımızın bacakları kuvvetlensin. İkinci bölümde toprak olsun, top tutmayı, top sürmeyi, pas alıp-vermeyi kısacası futbol oyununun teknik bölümünü öğrensinler. Üçüncü bölüm de çim saha olsun. Orada da taktik gelişimlerini tamamlasınlar. Bugün 15 yaşında olan çocuklarımıza 5 yıl sabredelim. 20 yaşlarına geldiklerinde, 19 Mayıs Stadı’na çıkartalım, açık ara şampiyon olmazlarsa, ben de Ulus heykelde, eşeğim diye bağırırım dedim.

 

Veliler, anneler, babalar gelsin, çocuklarının spor yaptıkları, eğitim aldıkları ortamları görsün. Veliler ile sportif yürüyüşler yapalım, maçlar organize edelim. Tandoğan tesisleri cıvıl cıvıl çocuk bahçesine dönsün. Kulüp ile ailelerin bütünleşmesini sağlayalım.

 

Ankaragücü’nün halı sahalarda, kulüp dışından antrenörler aracılığıyla açılmasına izin verdiği futbol okullarındaki çocukları çok yakından takip edelim. Her 2 ayda bir kez Tandoğan’da turnuvalar düzenleyip, yetenekli çocukları altyapıya alalım.

 

Bu projeyi anlatmak için medyayı kullanalım. Bilboardlara ilan verelim. Bıkmadan usanmadan her yerde anlatalım.

 

Önümüz yaz. Okullar tatil olunca Ankara’nın dört bir yanından binlerce çocuğu Tandoğan’a akıtırız. Tandoğan Tesisleri’nin düzenlenmesi ve altyapı ile ilgili bütün masrafları da ben yapacağım.

 

Çocuklardan sadece 60’ar lira aylık bağış alacağız. 60’şar lira bağışlar, benim harcayacağım parayı karşılamaz. Kulübün bünyesindeki çay ocağına işlerlik kazandıralım. Velilere satacağımız çay ve sudan kazanacağımız para ile bütün masraflar çıkar.

 

Benim ise tek şartım, A takıma yükselme zamanı gelen futbolcu A takımda oynayacak. Teknik Direktör “Oynamaz” derse, siz başkan olarak benim arkamda duracaksınız. Gerekirse hoca ile yolları ayırmayı göze alacaksınız.

 

Bu konuşma yapıldığında Beştepe Tesisleri’nin başkan odasında, ikimiz ve Allahımızdan başkası yoktu.

 

Sayın Başkan, gıyabında seçildiği genel kuruldan bir gece önce telefonla arayıp, “Yaşar abi, 100 bin lira ver, harcamaları kulüp olarak biz yapalım. Sen de altyapının başına geç” teklifinde bulundu. “Başkanım, Allah uzun ömür versin, sizin başınıza bir iş gelirse ya da kızıp başkanlığı bırakırsanız, yeni gelen kişi de, ‘Ben bilmem, kim ile sözlü anlaşma yaptıysan, O’nu bul’ derse, ben ne yaparım? Paraya ihtiyacınız varsa ben size sözünü ettiğimiz parayı vereyim ama benden böyle istemeyin. Sonra altyapı hayal olur, benim para da gider” dedim.

 

Bu konuşmadan sonra konu bir de AOÇ’de Şençam Köftecisi’nde yemek yerken gündeme geldi. Başkan, “Olur, hemen verelim” dedi fakat Futbol Şube Sorumlusu Ercan Soydaş muhalefet etti. Şahitlerim de Ali Öcal ile Ünal Turakoğlu’dur.

 

 

 

BASKETBOL ŞUBESİ PROJEM

 

Gelelim basketbol şubesini isteme konusuna:

 

20015 Ağustosu’nda emekli olduktan hemen sonra, gazeteci ağabeyim Ali Erdoğan ile Başkan Yiğiner’i ziyaret ettik. Futbol okulu projemi basketbol için de uygulayabileceğimizi belirterek, “5 yıllığına 100 bin TL bağış yapayım. Salon ve sporcu giderlerini de ben karşılayayım. Basketbol faaliyetlerini yönetim kurulu kararıyla bana verin. Ankaragücü’nü, 5 yılda Süper Lige çıkaralım. Çıkaramazsak harcadığım paralar helal olsun” dedim. Başkan yine “Tamam” dedi. El sıkıştık, çıktık.

 

Ali Erdoğan, “Oğlum, sen manyak mısın? Neye güvenerek, 100 bin TL vereceksin?” diye, itirazını dile getirdi.

 

O heyecanla gittim, Tandoğan salonunun son halini inceledim. Projeye genel koordinatör olarak düşündüğüm gazeteci ağabeyim Meriç Enercan ve gazeteci arkadaşım Necmi Kepçetutan ile buluşup saatlerce neler yapabileceğimizi konuştuk. Ağustos ayının sonuydu ve sezon planlaması için zamanımız kalmamıştı. Başkan ile konuşup talebimizi bir sezon erteledim.İNGÖLSTAD’A GİDECEKTİK!

Basketbol projemi, Tuna Yılmaz ile de paylaştım ve yönetim kurulunda destek istedim. Hem de nerede ve ne zaman? Geçen sezon İnegöl deplasmanına giderken. “Yahu Tuna, şimdi İnegöl’e değil, Avrupa Basketbol Kupası maçı için Almanya’nın İngölstad kentine gitmek vardı” dediğimde, kahkahalarla güldük. Tam da o gün, Gaziantep basketbol takımı İngölstad’a gidiyordu. Tuna da, basketbol projem için sonuna kadar destek vereceğini söyledi.

 

Bu sezonun öncesinde de basketbol branşını başka bir kulübe verdiklerini öğrendik. Hem de sadece salon masraflarının karşılanması şartıyla. Başkanı aradığımda, “Arkadaşlar getirdi ben de kıramadım” yanıtını aldım. Ancak gördüğüm kadarıyla sadece para kazanmayı düşündükleri için başarılı olamadılar.

 

İNŞALLAH YAPILIR


Her kimin, Ankaragücü’nün bir delikli kuruşunda gözü varsa; şerefsizdir. Benim altyapı ve basketbol ile ilgili projem kulübün geleceği ve büyümesi içindi. İnşallah, birgün bu projelerin daha da iyisini yapacak başkan ve yönetim kurulu işbaşına gelir.

 

Bu dileğim gerçekleşmezse, inşallah, şu anki yönetimden birilerinin çocukları ya da torunları Ankaragücü altyapısında futbol oynar ve rezaleti yaşar.

 

KULAĞINA KÜPE OLSUN

 

Son sözüm kulağına küpe olsun Tuna kardeşim, bizler vefa insanıyız. Kan kusar, “kızılcık şerbeti içtik” deriz ancak hiçbir dostumuz için yalan söylüyor, yanlış yazıyor, çarpıtıyor demeyiz, 3 kuruşluk dünya nimetleri için de dostumuzu satmayız. Delikanlılık da bunun gerektirir.

 

Bilmem anlatabildim mi canım kardeşim? 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Reha Erginer'den A.Gücü tribünlerine övgü
Reha Erginer'den A.Gücü tribünlerine övgü
Halkbank'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki rakipleri belli oldu
Halkbank'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki rakipleri belli oldu